Ana Sayfa Blog

Orta Doğu Gerginliği Petrolü 90 Dolara Taşıyor

HidrojenHaber – Orta Doğu’da tırmanan gerilim, küresel enerji piyasalarını derinden sarsmaya devam ediyor. Brent ham petrol, Cuma günü 89 doların üzerinde işlem görerek günlük yüzde 4’ü aşan bir artış kaydetti. ABD’nin kıyaslama ölçütü olan West Texas Intermediate (Batı Teksas Ham Petrolü) ise yaklaşık 4,80 dolar yükselerek 85,90 dolar seviyesine ulaştı. Orta Doğu’nun kritik fiyat göstergesi konumundaki Murban ham petrolü ise 99,60 dolar ile 100 dolar eşiğine dayandı.

HÜRMÜZ BOĞAZI KRİTİK EŞİKTE

Petrol fiyatlarındaki bu sert yükseliş, dünya genelinde işlem gören ham petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğine ilişkin yoğun güvenlik kaygılarından besleniyor. Dar su yolu üzerindeki her türlü fiili ya da algısal aksaklık, traderların arz belirsizliğini fiyatlamaya çalışmasıyla birlikte ani ve sert fiyat hareketlerini beraberinde getiriyor. Mevcut ralli, petrol fiyatlarını yaklaşık dört yıllık en büyük haftalık kazancın eşiğine taşıdı.

BRENT-WTI MAKASI DARALADI

Piyasalarda dikkat çeken bir diğer gelişme, Brent ile WTI arasındaki fiyat farkının daralması. Bir hafta önce 8-9 dolar olan bu fark, yaklaşık 3-4 dolardüzeyine geriledi. Jeopolitik şoklara tipik piyasa tepkisi olarak Brent priminin genişlemesi beklenirken, traderların ABD ham petrolünü yukarı çekmesi bu tablonun tersine işaret ediyor. Piyasalar, Körfez akışlarının kısıtlı kalması durumunda Amerikan ihraç varillerine olan talebin artacağını fiyatlıyor.

ASYA RAFİNERLERİ BASKI ALTINDA

Asya pazarına yönelik kritik bir fiyat göstergesi olan Murban ham petrolünün 100 dolar eşiğine yaklaşması, Körfez ihracatına en fazla bağımlı bölge olan Asya’nın hammadde maliyetlerinin hızla arttığına işaret ediyor. Bölgedeki rafineriler, yükselen besleme maliyetleriyle baş başa kalmış durumda. Beyaz Saray ise yüksek petrol fiyatlarının ekonomik yansımalarını sınırlamaya yönelik seçenekleri değerlendirdiğini açıkladı.

SOCAR Türkiye ve ODTÜ’nün Enerji Dönüşümü Programı İlk Mezunlarını Verdi

HidrojenHaber – SOCAR Türkiye ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) iş birliğiyle kamu sektörü çalışanlarına yönelik hazırlanan “Enerjide Dönüşüm ve Stratejik Gelişim Programı”nın ilk dönemi tamamlandı. Programı başarıyla bitiren katılımcılar Ankara’da düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.

Enerji sektöründeki dönüşümü desteklemek ve nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sağlamak amacıyla hayata geçirilen sertifika programı, SOCAR Türkiye ile ODTÜ’nün ortak çalışmasıyla yürütüldü. Çevrim içi gerçekleştirilen program toplam 32 saat sürdü.

Eğitimler ODTÜ’nün akademisyenleri ile SOCAR Türkiye’nin yöneticileri tarafından verildi. Program kapsamında katılımcılara enerji dönüşümü, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarında kapsamlı bir bakış açısı kazandırılması hedeflendi.

Programın ders içerikleri arasında yapay zeka uygulamaları, veri yönetimi, enerji güvenliği, yeşil finans, karbon yönetimi ve değişim liderliği gibi başlıklar yer aldı.

“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÖĞRENME EKOSİSTEMİ”

SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, sertifika töreninde yaptığı konuşmada programın üniversite ile sanayi iş birliğinin önemli bir örneği olduğunu söyledi. Ibadov, bu çalışmanın Türkiye’de özel sektör tarafından kamu çalışanlarına yönelik hazırlanan enerji odaklı ilk sertifika programı olduğunu belirtti.

Ibadov, programın ilerleyen dönemlerde yeni içerikler ve daha geniş katılımcı gruplarıyla devam ettirilmesinin planlandığını ifade etti.

AKADEMİ VE SEKTÖR İŞ BİRLİĞİ

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil ise enerji dönüşümünün üniversitenin stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirterek akademi ile sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Yozgatlıgil, ODTÜ’de yenilenebilir enerji teknolojileri, enerji depolama sistemleri, hidrojen teknolojileri, akıllı şebekeler, enerji verimliliği ve karbon azaltımı gibi alanlarda disiplinler arası çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.

Üniversite ile özel sektörün bilgi birikimini bir araya getiren programın, enerji sektörünün hızla değişen dinamiklerine uyum sağlayabilecek nitelikli insan kaynağı yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi.

AB Sanayi Politikası Türkiye İçin Yeni Bir Üretim Fırsatı Doğurabilir

HidrojenHaber – Avrupa Birliği’nin son dönemde geliştirdiği yeni sanayi politikası, küresel üretim dengelerinde önemli bir değişime işaret ediyor. Uzun yıllar serbest ticaret yaklaşımını benimseyen Avrupa, Çin’in temiz teknoloji üretimindeki ağırlığının artması ve ABD’nin güçlü sanayi teşvikleri sonrası stratejik sektörlerde üretimi Avrupa’ya yaklaştırmayı hedefleyen yeni bir model geliştirmeye başladı.

Yeni yaklaşım; kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltmayı, güvenilir tedarik zincirleri oluşturmayı ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmayı amaçlıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Sanayi Hızlandırıcı Yasası, enerji dönüşümü ile sanayi politikasını aynı çerçevede ele alan yeni bir politika aracı olarak görülüyor.

ÇİN BAĞIMLILIĞI SANAYİ POLİTİKASINI DEĞİŞTİRDİ

Avrupa’nın enerji dönüşümünde kullandığı birçok teknolojide Çin’e bağımlılık ciddi seviyelere ulaştı. Güneş panelleri, batarya tedarik zinciri ve elektrikli araç bileşenlerinde Çin’in küresel üretimdeki payı Avrupa için stratejik bir risk olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupa ve ABD’de üretimin bir bölümünü Çin dışındaki ülkelere kaydırmayı hedefleyen “China Plus One” stratejisi giderek daha fazla önem kazanıyor.

TÜRKİYE ALTERNATİF ÜRETİM MERKEZİ OLABİLİR

Bu yeni yaklaşımda Türkiye, Avrupa için potansiyel üretim partnerlerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin coğrafi yakınlığı sayesinde Avrupa pazarına lojistik süreleri birkaç günle sınırlı kalırken, Çin’den Avrupa’ya sevkiyatın haftalar sürebilmesi tedarik zinciri açısından önemli bir avantaj yaratıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yürürlükte olan Gümrük Birliği anlaşması da sanayi ürünlerinde gümrük vergisinin bulunmaması nedeniyle üretim entegrasyonunu kolaylaştırıyor. Otomotiv, beyaz eşya, makine, çelik ve elektrik ekipmanları gibi sektörlerde güçlü üretim kapasitesi bulunan Türkiye, halihazırda Avrupa sanayi değer zincirinin önemli bir parçası konumunda bulunuyor.

ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ YENİ SANAYİ FIRSATLARI YARATIYOR

Avrupa’nın enerji dönüşümü süreci batarya üretimi, elektrolizör teknolojileri, rüzgâr türbini ekipmanları, güneş paneli üretimi ve hidrojen teknolojileri gibi alanlarda yeni sanayi yatırımlarını hızlandırıyor. Türkiye’nin rüzgâr ekipmanları üretimi, güneş paneli üretim kapasitesi ve elektrik ekipmanı sanayisindeki güçlü altyapısı bu alanlarda önemli bir potansiyel oluşturuyor.

HİDROJEN EKONOMİSİNDE STRATEJİK KONUM

Avrupa Birliği’nin planlarına göre 2030 yılına kadar 10 milyon ton hidrojen üretimi ve 10 milyon ton hidrojen ithalatı hedefleniyor. Yenilenebilir enerji potansiyeli, rüzgâr kaynakları ve mevcut doğal gaz altyapısı sayesinde Türkiye, Avrupa’nın gelecekteki hidrojen tedarik zincirinde önemli bir üretim merkezi olarak değerlendiriliyor.

RİSKLER VE POLİTİKA İHTİYACI

Bununla birlikte Türkiye’nin bu fırsatlardan yararlanabilmesi için sanayide karbon emisyonlarının azaltılması, enerji maliyetlerinin rekabetçi seviyede tutulması ve yeşil dönüşümü destekleyen uzun vadeli politika çerçevelerinin oluşturulması gerekiyor. Aksi halde Avrupa’nın yeni sanayi yatırımlarının büyük bölümü Avrupa içinde kalabilir.

YENİ SANAYİ DENGESİ OLUŞUYOR

Avrupa’nın yeni sanayi stratejisi küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Doğru sanayi ve enerji politikalarıyla Türkiye, Avrupa’nın temiz teknoloji üretiminde önemli bir partner haline gelebilir ve enerji dönüşümünün yeni üretim merkezlerinden biri olabilir.

Sarıçiçek: Enerji dönüşümü artık küresel sanayi rekabeti

HidrojenHaber – Naturel Holding İklim Teknolojileri ve eMobilite Yatırımları Direktörü Hasan Sarıçiçek’e göre Avrupa Birliği’nin gündeme getirdiği Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act), enerji dönüşümünü aynı zamanda bir sanayi yeniden yapılanma sürecine dönüştürüyor.

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan taslak düzenleme, batarya teknolojileri, elektrikli araçlar, şarj altyapısı, güneş enerjisi ekipmanları ve kritik hammaddeler gibi alanlarda Avrupa içindeki üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor. Amaç, stratejik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltırken Avrupa’daki temiz teknoloji üretimini güçlendirmek.

Sarıçiçek, enerji dönüşümünün artık yalnızca enerji sektörüyle sınırlı bir konu olmadığını belirterek “Enerji dönüşümü artık sadece enerji meselesi değil, aynı zamanda küresel bir sanayi rekabeti” dedi.

AVRUPA ÇİN BAĞIMLILIĞINI AZALTMAK İSTİYOR

Sarıçiçek’e göre Avrupa Birliği’nin yeni sanayi yaklaşımının arkasında stratejik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi bulunuyor. Avrupa özellikle temiz teknoloji üretiminde Çin merkezli tedarik zincirlerine olan bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor.

“Industrial Accelerator Act taslağı, AB’nin enerji dönüşümünü aynı zamanda bir sanayi yeniden yapılanma projesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor” diyen Sarıçiçek, küresel batarya değer zincirinin büyük bölümünün Çin merkezli şirketlerin kontrolünde olduğunu hatırlattı.

Sarıçiçek’e göre bu durum Avrupa açısından özellikle otomotiv sanayisinin geleceğiyle doğrudan bağlantılı.

“MADE IN EU” YAKLAŞIMI GÜÇLENİYOR

Avrupa’da giderek daha güçlü şekilde “Made in EU” yaklaşımının gündeme geldiğini belirten Sarıçiçek, bu yaklaşımın Avrupa’daki üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti.

Bu süreçte en önemli tartışma başlıklarından birinin ise Türkiye gibi üretim merkezlerinin Avrupa’nın yeni sanayi mimarisinde nasıl konumlanacağı olduğunu söyledi.

Taslakta kullanılan “Union origin” yaklaşımının, Gümrük Birliği sayesinde Türkiye’de üretilen bazı ürünlerin de Avrupa değer zincirinin parçası olarak değerlendirilmesine imkan tanıyabileceğini belirten Sarıçiçek, Türkiye’nin zaten birçok sektörde Avrupa sanayi zincirlerine entegre olduğunu vurguladı.

“Türkiye; otomotiv, elektrik ekipmanları, makine ve enerji teknolojileri gibi alanlarda zaten AB değer zincirlerinin önemli bir parçası” dedi.

YENİ STRATEJİK SEKTÖRLER

Enerji dönüşümü hızlandıkça bazı altyapı teknolojilerinin daha stratejik hale geldiğini belirten Sarıçiçek, özellikle elektrikli araç teknolojileri ve bileşenleri, batarya ve enerji depolama teknolojileri, elektrik şebekesi ekipmanları, trafolar ve güç elektroniği ile şarj altyapısı ekipmanlarının öne çıkacağını ifade etti.

Sarıçiçek’e göre Avrupa üretimi güçlendirmeye çalışırken Türkiye gibi entegre üretim merkezlerinin bu yeni sanayi mimarisinde nasıl konumlanacağı önümüzdeki dönemin önemli tartışma başlıklarından biri olacak.

bp ve Iberdrola’nın 25 MW’lık yeşil hidrojen tesisi Mayıs’ta üretime başlayabilir

HidrojenHaber – bp ve Iberdrola’nın İspanya’nın Castellón kentinde kurduğu 25 MW kapasiteli yeşil hidrojen tesisinin ilk üretime Mayıs ayında başlaması hedefleniyor. Proje, iki şirketin kurduğu Castellón Green Hydrogen ortak girişimi tarafından bp’nin Castellón rafinerisi sahasında geliştiriliyor.

Yaklaşık 70 milyon euro yatırımla hayata geçirilen tesisin montaj çalışmalarının büyük ölçüde tamamlandığı ve elektrolizör sisteminin sahaya teslim edildiği belirtiliyor. Projenin yılda yaklaşık 2.800 ton yenilenebilir hidrojen üretmesi planlanıyor.

Üretilecek yeşil hidrojenin rafineride hâlihazırda kullanılan gri hidrojenin bir bölümünün yerini alması hedefleniyor. Böylece tesisin yılda yaklaşık 23.000 ton karbondioksit emisyonunun önlenmesine katkı sağlayacağı hesaplanıyor.

Beş adet 5 MW’lık modülden oluşan proton değişim membranı (PEM) elektrolizör sisteminin Plug Power tarafından sağlandığı projede, hidrojen üretimi Iberdrola’nın rüzgâr ve güneş santrallerinden sağlanan yenilenebilir elektrikle gerçekleştirilecek.

Tesis, bp’nin Castellón rafinerisini düşük karbonlu bir enerji merkezine dönüştürme stratejisinin önemli adımlarından biri olarak görülüyor. Projenin ilerleyen aşamalarında üretilecek hidrojenin kimya, seramik ve ağır taşımacılık gibi karbonsuzlaştırılması zor sektörlerde de kullanılması planlanıyor.

Japonya yeşil hidrojen için Yeni Zelanda’yı tedarik merkezi olarak görüyor

HidrojenHaber – Japon sanayi şirketleri, yeşil hidrojen tedarikini güvence altına almak amacıyla Yeni Zelanda’yı önemli bir üretim ve ihracat merkezi haline getirmeyi hedefleyen yeni bir girişim başlattı.

Obayashi Corporation, Kawasaki Heavy Industries, Mitsui O.S.K. Lines ve Chiyoda Corporation tarafından oluşturulan konsorsiyum, Japonya ile Yeni Zelanda arasında bir “hidrojen koridoru” kurmak için fizibilite çalışmalarına başladı. Proje kapsamında Yeni Zelanda’da üretilecek yeşil hidrojenin Japonya’ya ihraç edilmesini sağlayacak bir tedarik zinciri oluşturulması planlanıyor.

Çalışmaların 2026 mali yılında başlaması ve ticari ölçekte hidrojen ticaretinin 2030’ların başında hayata geçirilmesi hedefleniyor.

JAPONYA İÇİN ENERJİ GÜVENLİĞİ

Japonya düşük enerji öz yeterlilik oranına sahip bir ülke olduğu için uzun vadede büyük ölçekli yeşil hidrojen ihtiyacını yalnızca yerli üretimle karşılaması zor görülüyor. Bu nedenle ülke, uluslararası tedarik zincirleri oluşturarak hidrojen ithalatını artırmayı planlıyor.

Hidrojenin özellikle çelik, kimya ve ağır sanayi gibi karbonsuzlaştırılması zor sektörlerde önemli bir rol oynaması bekleniyor. Aynı zamanda elektrik üretiminde hidrojenle birlikte yakma uygulamalarının da yaygınlaşabileceği değerlendiriliyor.

YENİ ZELANDA’NIN AVANTAJI: YENİLENEBİLİR ENERJİ

Yeni Zelanda’nın jeotermal ve hidroelektrik başta olmak üzere güçlü yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olması, ülkeyi yeşil hidrojen üretimi için cazip bir merkez haline getiriyor. Ülkede elektrik üretiminin büyük bölümü yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor ve bu durum düşük karbonlu hidrojen üretimi için uygun bir zemin oluşturuyor.

Kurulması planlanan hidrojen koridoru kapsamında üretim tesisleri, ihracat terminalleri, taşıma altyapısı ve uzun vadeli ticari sözleşmeler gibi tüm tedarik zinciri unsurları değerlendirilecek.

Projenin Japonya’nın karbon nötr hedeflerine katkı sağlaması ve Yeni Zelanda’da yeni bir ihracat sektörünün oluşmasına yardımcı olması bekleniyor.

Arda Yalı: Üretim Artık Ülkenin Değil, Ekosistemin Sonucu

HidrojenHaber – Avrupa Komisyonu’nun gündeme getirdiği Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act), Avrupa’nın enerji dönüşümünü aynı zamanda bir sanayi rekabeti stratejisine dönüştürmeyi amaçlıyor. Tasarı; batarya teknolojileri, elektrikli araçlar, şarj altyapısı, güneş enerjisi ekipmanları ve kritik hammaddeler gibi alanlarda Avrupa içindeki üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor.

Kamu alımlarında ve teşvik mekanizmalarında “Made in Europe” yaklaşımının güçlendirilmesi de tasarının temel unsurları arasında yer alıyor. Böylece Avrupa’nın özellikle temiz teknoloji alanında Çin merkezli tedarik zincirlerine olan bağımlılığını azaltması ve stratejik sektörlerde kendi üretim kapasitesini güçlendirmesi hedefleniyor.

“MADE IN EUROPE ARTIK BİR COĞRAFYA DEĞİL”

ELİN Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Arda Yalı, küresel üretim modelinin değiştiğini belirterek üretimin artık tek bir ülke ile sınırlı olmadığını söyledi. Yalı’ya göre modern sanayi, farklı ülkelerdeki mühendislik, tasarım ve üretim süreçlerinin birleştiği geniş bir üretim ekosistemi içinde şekilleniyor.

“Bugün bir ürünün mühendisliği bir ülkede geliştiriliyor, tasarımı başka bir merkezde yapılabiliyor, parçaları farklı üretim merkezlerinde üretiliyor ve nihai montaj başka bir ülkede gerçekleşebiliyor. Üretim artık tek bir ülkenin değil, bir ekosistemin sonucu” diyen Yalı, Türkiye’nin bu ekosistemin önemli merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı.

Türkiye’nin yalnızca üretim yapan bir ülke olmadığını belirten Yalı, birçok sektörde tasarım ve mühendislik kapasitesinin de giderek güçlendiğini ifade ederek “Türkiye artık yalnızca üretim zincirinin bir parçası değil, Avrupa üretim ekosisteminin omurgalarından biri” değerlendirmesinde bulundu.

Yalı ayrıca Türkiye’de yaygınlaşan lisanssız elektrik üretimi sayesinde sanayi tesislerinin aynı anda hem üretici hem tüketici olabildiği “prosumer” modelinin enerji maliyetleri açısından önemli bir rekabet avantajı yarattığını söyledi.

ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ AYNI ZAMANDA SANAYİ REKABETİ

İklim teknolojileri ve eMobilite yatırımları direktörü Hasan Sarıçiçek ise enerji dönüşümünün artık yalnızca bir enerji politikası değil, küresel ölçekte bir sanayi rekabeti haline geldiğini belirtti. Sarıçiçek’e göre Industrial Accelerator Act taslağı Avrupa’nın enerji dönüşümünü aynı zamanda bir sanayi yeniden yapılanma projesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Sarıçiçek, özellikle elektrikli araçlar ve batarya teknolojilerinin bu rekabetin merkezinde bulunduğunu belirterek küresel batarya değer zincirinin büyük bölümünün Çin merkezli şirketlerin kontrolünde olduğunu hatırlattı. Avrupa’nın bu nedenle “Made in EU” yaklaşımını giderek daha güçlü şekilde gündeme getirdiğini ifade etti.

TÜRKİYE YENİ SANAYİ MİMARİSİNDE NEREDE?

Sarıçiçek’e göre Avrupa’nın yeni sanayi stratejisinde Türkiye gibi üretim merkezlerinin nasıl konumlanacağı kritik bir soru olacak. Taslakta yer alan “Union origin” yaklaşımı sayesinde Gümrük Birliği kapsamında Türkiye’de üretilen bazı ürünlerin Avrupa değer zincirinin parçası olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor.

Türkiye’nin otomotiv, elektrik ekipmanları, makine ve enerji teknolojileri gibi sektörlerde halihazırda Avrupa sanayi değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Sarıçiçek, enerji dönüşümü hızlandıkça bazı altyapı teknolojilerinin daha da stratejik hale geleceğini söyledi.

Elektrikli araç bileşenleri, batarya ve enerji depolama teknolojileri, elektrik şebekesi ekipmanları, trafolar ve güç elektroniği ile şarj altyapısı ekipmanlarının bu süreçte öne çıkması bekleniyor.

AVRUPA SANAYİ MİMARİSİ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Uzmanlara göre Sanayi Hızlandırıcı Yasası yalnızca bir iklim politikası değil, aynı zamanda Avrupa’nın sanayi mimarisini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir strateji. Bu süreçte Türkiye gibi Avrupa sanayi zincirine entegre üretim merkezlerinin yeni dengede nasıl konumlanacağı önümüzdeki dönemin önemli tartışma başlıklarından biri olacak.

AB’nin “Made in EU” Planı Türk Otomotiv Tedarik Sanayisine Yeni Kapı Açabilir

HidrojenHaber – Avrupa Birliği’nin sanayide rekabet gücünü artırmayı hedefleyen Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act – IAA) kapsamında gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı, Türkiye otomotiv tedarik sanayisi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan taslak düzenleme kapsamında, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği bulunan ülkelerde üretilen ürünlerin de belirli koşullar altında Birlik menşeli kabul edilmesine yönelik bir çerçeve ortaya kondu. Bu yaklaşımın, Türkiye’de üretilen ve Avrupa değer zincirine entegre olan ürünlerin “Made in EU” kapsamına dahil edilmesine yasal zemin oluşturabileceği belirtiliyor.

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, söz konusu gelişmenin Türkiye otomotiv tedarik sanayisi açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.

TÜRKİYE AVRUPA OTOMOTİV SANAYİSİNİN ÖNEMLİ TEDARİKÇİLERİNDEN

Yakup Birinci, Türkiye ile Avrupa arasında yaklaşık otuz yıldır devam eden sanayi entegrasyonunun bu gelişmeyle yeni bir aşamaya taşınabileceğini belirtti. Birinci, “Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’nin de ‘Made in EU’ kapsamına dahil edilmesini sağlayan yasal zeminin IAA ile ortaya konması sektörümüz açısından son derece önemli ve memnuniyet verici bir gelişme” dedi.

Türkiye’nin uzun yıllardır Avrupa otomotiv sanayisinin en önemli tedarikçilerinden biri olduğunu ifade eden Birinci, Türk otomotiv tedarik sektörünün Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurguladı.

TAYSAD üyelerinin dünya standartlarında üretim yaptığını belirten Birinci, güçlü üretim altyapısı ve mühendislik kabiliyetinin Avrupa’daki ana sanayi ile karşılıklı bağımlılığa dayalı bir üretim ekosistemi oluşturduğunu söyledi.

KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRLERİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumunda bulunduğunu belirten Birinci, söz konusu düzenlemenin hem Türkiye’deki tedarikçiler hem de Avrupa’daki üreticiler için önemli fırsatlar yaratabileceğini ifade etti.

Birinci, TAYSAD olarak bu sürecin önemini uzun süredir gündemde tuttuklarını ve hem Türkiye’deki ilgili kurumlarla hem de Avrupa’daki sektör temsilcileriyle temaslar yürüttüklerini söyledi. Birinci, yasanın yürürlüğe girme sürecinin ve uygulama esaslarının yakından takip edileceğini de sözlerine ekledi.

TAYSAD HAKKINDA

Türk otomotiv tedarik sanayisinin temsil kuruluşlarından biri olan TAYSAD, 1978 yılında kuruldu. Dernek bugün 540’ın üzerinde üyesiyle faaliyet gösteriyor. Sektör yaklaşık 30 milyar dolarlık iş hacmi, 15,8 milyar dolarlık ihracat ve 250 binin üzerinde istihdamla Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. TAYSAD üyeleri aynı zamanda 182 Ar-Ge ve tasarım merkeziyle otomotiv teknolojilerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor.

Orta Doğu Gerilimi Enerji Piyasalarında Yeni Riskleri Gündeme Getirdi

HidrojenHaber – ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan askeri gerilim enerji piyasalarında yeni bir risk dalgası yarattı. Henüz büyük ölçekli bir arz kesintisi yaşanmamış olsa da Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riskleri küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin geleceğine ilişkin belirsizlikleri artırıyor.

Uzmanlara göre küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti, petrol piyasalarında ciddi bir şok yaratabilir. Böyle bir senaryoda Brent petrol fiyatının varil başına 147 dolar seviyesine kadar yükselme ihtimali dile getiriliyor.

PETROL FİYATLARI HIZLA TEPKİ VERDİ

Gerilimin tırmanmasının ardından petrol piyasalarında ilk tepki hızla görüldü. Haftanın ilk işlem gününde Brent petrol fiyatı yüzde 10’un üzerinde yükseldi. Bu artış doğrudan bir arz kesintisinden çok jeopolitik risk primindeki yükselişi yansıtıyor.

Gerilimden önce petrol piyasasında görece bir arz fazlası bulunuyordu. OPEC+ dışındaki üreticilerden gelen güçlü üretim ve stokların hızla yenilenmesi nedeniyle 2025 yılında petrol fiyatı ortalama varil başına yaklaşık 68 dolar seviyesinde seyrediyordu. Ancak Orta Doğu’daki gelişmeler arz güvenliğine ilişkin belirsizlikleri yeniden gündeme getirdi.

HÜRMÜZ BOĞAZI KÜRESEL TİCARETİN MERKEZİ

Basra Körfezi ile Umman Denizi’ni birbirine bağlayan Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 30’u bu dar geçişten geçiyor.

Alternatif boru hatlarının kapasitesi ise büyük bir kesintiyi telafi etmek için sınırlı. Bu nedenle boğazda yaşanabilecek uzun süreli bir aksama, petrol fiyatlarını hızla üç haneli seviyelere taşıyabilecek bir risk olarak görülüyor.

İRAN ARZINDA OLASI KESİNTİ

Günde 3 milyon varilin üzerinde petrol üreten İran, üretiminin yaklaşık 1,5 milyon varilini ihraç ediyor. İran üretiminde yaşanabilecek bir kesinti özellikle Asya pazarlarında alternatif ve daha pahalı petrol kaynaklarına yönelimi artırarak küresel fiyatları yukarı çekebilir.

Analistler ayrıca İran’ın bölgedeki diğer üreticilerin petrol altyapılarını hedef alma ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Böyle bir durumda kesintinin süresi ve altyapı hasarının boyutu fiyatlar üzerinde belirleyici olacak.

RİSK SADECE PETROLLE SINIRLI DEĞİL

Hürmüz Boğazı yalnızca petrol için değil sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), gübre, alüminyum ve petrokimya ürünleri ticareti açısından da kritik bir geçiş noktası. Bölgesel gerilimin tırmanması durumunda Bab el-Mendeb ve Süveyş Kanalı gibi diğer stratejik deniz yollarının da etkilenebileceği belirtiliyor.

Bu tür bir senaryoda navlun maliyetlerinin ve deniz taşımacılığı sigorta primlerinin yükselmesi küresel tedarik zincirlerinde yeni maliyet baskıları yaratabilir.

KÜRESEL EKONOMİ İÇİN STAGFLASYON RİSKİ

Enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seviyelerde kalması küresel ekonomi açısından yeni bir enflasyon dalgası yaratabilir. Brent petrol fiyatının kalıcı şekilde 100 doların üzerine çıkması durumunda merkez bankalarının para politikasını yeniden sıkılaştırma baskısı ile karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre petrol fiyatlarında kalıcı olarak 15 dolarlık bir artış küresel büyümeyi yaklaşık 0,2 puan azaltabilir ve enflasyona yaklaşık 0,5 puan ekleyebilir. Böyle bir tablo, düşük büyüme ve yüksek enflasyonun birlikte görüldüğü stagflasyon riskini yeniden gündeme getirebilir.

AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası Türkiye İçin Fırsata Dönüşebilir

HidrojenHaber – Avrupa Birliği’nin hazırladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act), enerji dönüşümünü hızlandırırken sanayi üretimini Avrupa’da tutmayı hedefleyen yeni bir politika çerçevesi oluşturuyor. Clean Industrial Deal kapsamında geliştirilen düzenleme, düşük karbonlu üretimi teşvik ederken aynı zamanda Avrupa sanayisinin küresel rekabette konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.

Yasa taslağı üç temel araç üzerine kuruluyor: Avrupa üretimini destekleyen “Made in Europe” kriterleri, düşük karbonlu ürünler için zorunlu talep yaratılması ve temiz teknoloji yatırımlarının hızlandırılması. Bu yaklaşım enerji politikası ile sanayi politikasını aynı çerçevede ele alan yeni bir Avrupa modeli olarak görülüyor.

AVRUPA ÜRETİMİNİ KORUMA MEKANİZMASI

Tasarıya göre kamu fonu kullanılan projelerde elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, bataryalar ve hidrojen ekipmanları gibi teknolojilerde Avrupa üretimi bileşenlere öncelik verilecek. Kamu tarafından satın alınan elektrikli araçların önemli bölümünün Avrupa üretimi olması hedefleniyor. Bu mekanizma ile Avrupa’nın özellikle Çin ve ABD karşısında temiz teknoloji üretiminde rekabet gücünü koruması amaçlanıyor.

DÜŞÜK KARBONLU SANAYİ ÜRÜNLERİNE ZORUNLU TALEP

Yasa ayrıca düşük karbonlu çelik, düşük karbonlu çimento ve temiz teknoloji ekipmanları gibi ürünler için kamu alımlarında sürdürülebilirlik kriterleri getirmeyi öngörüyor. Bu sayede yeşil çelik üretimi, hidrojen kullanan sanayi süreçleri ve karbon yakalama teknolojileri için yeni bir pazar oluşması hedefleniyor.

TEMİZ TEKNOLOJİ YATIRIMLARINA HIZLI İZİN

Düzenleme kapsamında hidrojen, batarya, elektrik altyapısı ve karbon yakalama gibi alanlarda stratejik yatırımların izin süreçlerinin hızlandırılması planlanıyor. Avrupa Birliği böylece enerji yoğun sektörlerin karbonsuzlaşmasını hızlandırırken sanayi üretiminin kıta içinde kalmasını sağlamayı amaçlıyor.

TÜRKİYE İÇİN RİSK VE FIRSATLAR

Yeni düzenleme Türkiye açısından hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Avrupa pazarına ihracatı yüksek olan otomotiv, makine, çelik ve enerji ekipmanları sektörleri için Avrupa üretimine verilen öncelik rekabet baskısı yaratabilir. Buna karşın Avrupa sanayisinin karbonsuzlaşma sürecinde hidrojen talebinin hızla artması Türkiye için yeni bir üretim ve ihracat alanı oluşturabilir.

HİDROJENDE STRATEJİK POTANSİYEL

Yenilenebilir enerji kaynakları, güçlü doğal gaz altyapısı ve gelişmiş sanayi yapısı sayesinde Türkiye’nin Avrupa için önemli bir hidrojen üretim merkezi olma potansiyeli bulunuyor. Özellikle çelik, gübre, rafineri ve kimya sektörlerinde artacak hidrojen talebi, Türkiye’nin Akdeniz merkezli hidrojen tedarik zincirinde stratejik bir rol üstlenmesini mümkün kılabilir.

SANAYİ STRATEJİSİNDE YENİ DÖNEM

Sanayi Hızlandırıcı Yasası, iklim politikası ile sanayi rekabetini aynı çerçevede ele alan yeni bir Avrupa yaklaşımını temsil ediyor. Türkiye için kısa vadede rekabet baskısı yaratan bu dönüşüm, doğru yatırım ve teknoloji politikalarıyla uzun vadede önemli sanayi ve enerji fırsatları da doğurabilir.