Ana Sayfa Blog Sayfa 110

Yeşil hidrojen yatırımları maliyet kıskacında…

Hidrojen Haber- CRISIL Ratings’in yeni raporuna göre, yeşil hidrojenin gri hidrojen karşısındaki yüksek maliyeti, beklenen geçişi geciktirebilir. Şu anda kilogram başına 2-2,5 dolar seviyesinde olan fiyat farkının, önümüzdeki üç yıl boyunca 1-1,5 dolar civarında kalması bekleniyor. Bu durum, yeşil hidrojen projelerinde finansal riskleri artırırken, tüketiciye sunulacak miktarların da ertelenmesine yol açabilir.

Yeşil hidrojen üretimi, yenilenebilir enerji kullanılarak suyun elektrolizi yoluyla gerçekleşiyor ve bu süreç oldukça maliyetli. CRISIL, maliyetin yaklaşık üçte ikisinin kesintisiz yenilenebilir enerji tesislerinden, kalanının ise elektrolizörlerden kaynaklandığını belirtiyor.

Uzmanlar, gri hidrojenle rekabet edebilmek için yeşil hidrojenin üretim maliyetinin yarı yarıya düşmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak hem yenilenebilir enerji santrallerinin hem de elektrolizörlerin yatırım maliyetlerinde yüzde 40 ile 50 civarında bir düşüşün kısa vadede mümkün olmadığı ifade ediliyor.

Buna ek olarak, batarya fiyatlarındaki yüzde 30-40’lık son düşüşlere rağmen, enerji depolama sistemlerinin genel maliyet üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. Elektrolizör maliyetleri ise son yıllarda daha yavaş bir düşüş eğilimine girdi. Verimlilik artışı ve maliyetlerin azaltılması yönündeki ilerlemeler, beklenenden daha yavaş gerçekleşiyor.

CRISIL Ratings Direktörü Ankit Hakhu, 2030 yılına kadar elektrolizör maliyetlerinde yüzde 30-35 azalma ve yüzde 5-10 verimlilik artışı beklediklerini belirtti. Ancak tüm bu iyileşmelere rağmen, gri ve yeşil hidrojen arasındaki fiyat farkının önümüzdeki birkaç yıl daha varlığını sürdüreceği öngörülüyor.

Bu gelişmeler, dünya genelinde yeşil hidrojen projelerinin finansal fizibilitesini zorlaştırabilir ve projelerin hızla ölçeklenmesini geciktirebilir.

Kaynak :Energyworld.com

Umman “yeşil boru hattı” kuruyor

Hidrojen Haber- Umman, yeşil hidrojen üretimi ve karbon emisyonlarının yönetimi için ülke çapında bir boru hattı ağı kurmaya hazırlanıyor. Green Hydrogen Summit Oman (GHSO 2025) etkinliğinde açıklanan bu dev proje, Umman’ın yeşil enerji üretiminde bölgesel liderlik hedefinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Etkinlikte konuşan sektör temsilcileri, yeşil hidrojenin küresel enerji dönüşümündeki kritik rolüne vurgu yaptı. Umman’ın sahip olduğu geniş güneş ve rüzgar enerjisi kaynaklarının, düşük maliyetli yeşil hidrojen üretimi için büyük bir potansiyel sunduğu belirtildi.

YENİ İŞ FIRSATLARI YARATACAK

Yetkililer, boru hattı projesinin yerel ve uluslararası yatırımcılar için büyük fırsatlar sunduğuna da dikkat çekti. Hem altyapı inşası hem de yeşil hidrojen üretim projeleri için önümüzdeki dönemde milyarlarca dolarlık yatırım çekilmesi bekleniyor.

Bu hamleyle Umman, güneş ve rüzgar gibi doğal kaynaklarının avantajını kullanarak düşük maliyetli yeşil hidrojen üretiminde bölgesel bir merkez olmayı hedefliyor. Özellikle Avrupa ve Asya pazarlarına yönelik ihracat potansiyeli, ülkenin dış ticaret dengesinde iyileşme sağlayabilir.

İNŞAAT 2026′ DA

Projenin bir diğer önemli ayağı ise karbon yönetimi. Yeni kurulacak karbon boru hattı ağı ile sanayiden kaynaklanan karbon emisyonlarının toplanması ve yer altı depolama tesislerine aktarılması planlanıyor. karbon yakalama ve depolama (CCS) altyapısının inşa edilmesi, Bu strateji, Umman’ın karbon nötr hedeflerine ulaşmasında kilit bir rol oynayacak.

Umman Enerji Bakanlığı, projenin tasarım ve planlama sürecinin 2025 yılı sonuna kadar tamamlanacağını, inşaat çalışmalarının ise 2026 yılında başlayacağını duyurdu.

“Türkiye Avrupa’ya yeşil hidrojen ihracına başlayabilir durumda”

Hidrojen Haber- Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) Başkanı Yusuf Günay, Türkiye’nin kısa ve orta vadede Avrupa Birliği’ne (AB) yeşil hidrojen ihracatına başlayabilecek konumda olduğunu açıkladı. Günay, “Kaynakları verimli şekilde kullanarak yalnızca Türkiye’nin ihtiyacını değil, Avrupa’nın da yenilenebilir enerjiden üretilecek yeşil hidrojen talebini karşılayabiliriz. Bu sayede Türkiye’nin cari açığına da önemli katkı sağlanabilir,” dedi.

Uludağ Enerji Zirvesi için Bursa’ya gelen Günay, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki hedeflerinin güçlü ve gerçekçi olduğunu vurguladı. Önümüzdeki 10 yılda mevcut yenilenebilir enerji kapasitesinin dört katına çıkarılması için çalışmaların hız kazandığını belirtti.

BEDAVA VE SONSUZ BİR KAYNAK 

Günay, dünya genelinde yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışa da dikkat çekerek, “Geçtiğimiz yıl dünyada devreye alınan yeni elektrik üretim kapasitesinin yüzde 85’i yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Türkiye’de ise bu oran yüzde 98’e ulaştı. Üstelik bu küresel kapasitenin yüzde 60’tan fazlası güneş enerjisine dayanıyor. Dünya, sonsuz ve bedava bir enerji kaynağının varlığını keşfetti. Bu kaynağı sisteme doğru şekilde entegre ettiğimizde pek çok ekonomik ve çevresel avantaj elde edeceğiz,” ifadelerini kullandı.

BATARYA TEKNOLOJİLERİ KRİTİK ÖNEMDE

Yeşil enerji dönüşümünün önündeki en büyük teknik engellerden birinin enerji depolama olduğunu belirten Yusuf Günay, batarya teknolojilerinin gelişiminin hayati önem taşıdığına işaret etti. Günay, “Yenilenebilir kaynaklardan ürettiğimiz enerjiyi verimli ve sürekli kullanabilmek için batarya ve depolama teknolojilerinin daha ileri seviyelere taşınması gerekiyor,” dedi.

Güneş panelinde yerlilik Capssun’ın filmleri ile artıyor

HidrojenHaber – Güneş paneli üretiminde kritik bileşenlerden biri olan solar enkapsülant filmler. Bu filmler panelin hücre ve katmanlarının birbirine yapışmasını sağlarken aynı zaman da nem, toz ve kir gibi dış etkenlere karşı da koruma sağlıyor. Solar enkapsülant filmler, panelin toplam maliyetinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. 

Bu önemli kalemin yurt içinden temin edilebilmesi, hem maliyet avantajı hem de enerji sektöründe dışa bağımlılığın azaltılması açısından büyük önem taşıyor. Hükümet, yerli üretimi artırmak ve sektördeki katma değeri yükseltmek amacıyla teşvikler ve düzenlemelerle bu alandaki yatırımları destekliyor.

Özellikle panelin dayanıklılığını ve verimliliğini doğrudan etkileyen solar enkapsülant filmlerin yerli üretimi, öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Bu kapsamda, üretim tesislerinin kurulumu için yatırım teşvik belgeleri, vergi indirimleri, enerji desteği ve AR-GE projelerine özel hibeler sunulması gündemde. 

Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren kuruluşlardan biri Capssun POE EVA EPE.  Sektörde en yüksek üretime sahip firma olan Capssun’ın yöneticilerinden Genel Müdür Yardımcısı Ayşen Akar ve Üretim Müdürü Kaan Talu, Enerji Günlüğü’nün sorularını yanıtladı. 

Enerji Günlüğü: Capssun POE EVA EPE sektörde hangi konumda? 

Ayşen Akar: Türkiye’de en yüksek solar enkapsülant film üretimine sahip firmayız. Yerli ve milli enerji politikasına destek vermek adına, güneş paneli üretiminde maliyetin yaklaşık %10’una ulaşan solar enkapsülant filmlerin Türkiye’de üretiminin arttırılmasını hedefliyoruz. Capssun olarak enkapsülant film sektöründe yaklaşık 150 milyon dolar büyüklüğünde bir sermayenin yurt dışına çıkmasını engelliyoruz. Dolayısıyla milli servetin büyümesine katkı sağlıyoruz. 

Enerji Günlüğü: Enkapsülant filmlerin ihracat potansiyeli nedir?

Ayşen Akar: Hedefimiz Capssun POE EVA EPE kalitesini yurt dışında da kanıtlanmak ve ihracat oranımızı yükseltmek. İhracatımızı artırmak hem firmamızın büyümesi, hem de Türkiye’nin katma değerli ihracat stratejisi açısından çok kritik bir adım olacaktır.

2023 yılına kadar Çin ve Kore menşeili ürünlerle dışa bağımlı hale gelmiş enkapsülant film pazarında, yerli üretimle stratejik olarak değerli bir ürünü üreterek dış ticarete katkı sağlıyoruz. 2025 yılı için 200 MW büyüklüğünde ihracat hedefliyoruz.

Enerji Günlüğü: Bu ürünlerde devletin destekleri var mı?

Ayşen Akar:  Yapılan başvurular neticesinde 01.01.2025 tarihi itibariyle daha önce askıya alınmış olan solar enkapsülant film ithalatındaki % 6.5 gümrük vergisi ve %10 ilave gümrük vergisi yürürlülüğe alındı. Yine yerli üreticilerin başvurusunun kabul edilmesiyle, solar enkapsülant film ithalatına uygulanan ton başına 3000 dolarlık gözetim vergisi aktif olarak kullanılmaya devam ediyor.   

Enerji Günlüğü: Capssun’ın portföyünde hangi ürünler yer alıyor? 

Kaan Talu: Ürün portföyümüzde EVA, POE ve EPE gibi temel enkapsülant filmlerin yanı sıra, Ar-Ge merkezli çalışmalarla geliştirdiğimiz farklı özellikte filmler de yer alıyor. 4 karbonlu ve 8 karbonlu POE üzerine yaptığımız Ar-Ge sürecini yakın zamanda tamamladık. Bu ürünleri hem POE hem de EPE Enkapsülant Film üretimlerinde kullanabiliyoruz. Müşterilerimizin taleplerine göre özelleştirilebilen bu çözümlerle, sektörün sadece bugünkü değil, gelecekteki ihtiyaçlarına da yanıt veriyoruz.

Enerji Günlüğü: Üretim kapasiteniz ne kadar? 

Kaan Talu: Capssun Plastik olarak 5 GW üretim kapasitesine sahibiz. 2026 yılında ise bu kapasiteyi iki katına çıkararak 10GW’a ulaşmayı hedefliyoruz. Bu, sadece fiziksel büyüme değil; aynı zamanda üretim kabiliyetlerimizin ve teknoloji yatırımlarımızın somut bir göstergesidir.

Müşterilerimize gönderdiğimiz her ürünün kalitesinden emin olmak bizim en hassas olduğumuz konulardan biri. Ürettiğimiz filmin her metrekaresinin kalitesinden emin oluyoruz. Bu noktada yalnızca nihai ürünü değil, üretimin her aşamasını takip eden dijital izlenebilirlik sistemlerine sahibiz. Böylece kaliteyi şansa değil, veriye ve kontrole bırakıyoruz.

TEDBİRLER SEKTÖRÜ MEMNUN ETTİ

Güneş paneli üreticileri, hükümetin sene başında aldığı Çin malı ürünlere tedbir ve ek gümrük vergisi adımını memnuniyetle karşıladı. Teşviklerin maliyet avantajı sağlamasının yanısıra Türkiye’nin yenilenebilir enerji teknolojilerinde küresel rekabet gücünü de artıracağı belirtiliyor. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği GENSED Başkanı Tolga Murat Özdemir yaptığı açıklamada, “Enkapsülant film gibi stratejik bileşenlerin yerli olarak üretilmesi, sadece panel maliyetini düşürmekle kalmaz; aynı zamanda dışa bağımlılığı azaltarak sektöre istikrar kazandırır” ifadelerini kullandı.

AR-GE DESTEĞİ GÜNDEMDE

Teşviklerin yalnızca üretimi değil, teknoloji transferini ve yerli know-how’ın gelişmesini de kapsaması bekleniyor. Bu doğrultuda, üniversitelerle işbirlikleri, ortak AR-GE merkezleri ve yerli mühendis istihdamına yönelik kriterler teşvik sistemine entegre edilecek. Özellikle ince film teknolojileri ve polimer yapılar üzerine çalışan yerli girişimlerin önü açılacak.

HEDEF: İHRACAT

Uzmanlar, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve güneşlenme süresinin yüksekliğiyle birlikte, yerli üretim kapasitesini artırması durumunda sadece iç pazarı değil, çevre ülkelere de güneş paneli ve bileşenleri ihraç edebileceğini vurguluyor. Bu strateji, enerji ithalatını azaltma ve cari açığı düşürme hedeflerine de doğrudan katkı sağlayacak.

Toyota yeni nesil yakıt hücresi sistemini tanıttı

Hidrojen Haber- Toyota 1990’lı yıllardan bu yana yakıt hücresi teknolojisine önemli yatırımlar yapıyor ve bu alanda önemli bir bilgi birikimine sahip. Şirket , yakıt hücresi teknolojisinin, özellikle uzun yol taşımacılığı ve ticari araçlar gibi alanlarda, elektrikli araçlara tamamlayıcı bir çözüm olarak potansiyel taşıdığına inanıyor.Bu kapsamda çalışmalarını yürüten Toyota yeni geliştirilmiş yakıt hücresi sistemini tanıttı.

Toyota’nın yeni nesil yakıt hücresi sistemi, bir dizi teknik yenilik ve geliştirme içeriyor. Bu yenilikler, sistemin genel performansını ve ekonomik uygulanabilirliğini artırmayı amaçlıyor.

  • Yüksek Güç Yoğunluğu: Yeni sistem, daha yüksek bir güç yoğunluğuna sahip olacak şekilde tasarlandı. Bu, daha küçük ve hafif bir yakıt hücresi sistemiyle daha fazla güç üretilebileceği anlamına geliyor. Bu durum, araç tasarımında esneklik sağlarken, yakıt hücresi sisteminin entegrasyonunu kolaylaştırıyor.
  • Gelişmiş Verimlilik: Toyota, yeni sistemin enerji verimliliğini önemli ölçüde artırmayı başardı. Bu, aracın aynı miktarda hidrojenle daha uzun mesafe kat edebileceği anlamına geliyor. Verimlilik artışı, hidrojen tüketimini azaltarak işletme maliyetlerini düşürüyor ve hidrojenin ekonomik rekabet edebilirliğini artırıyor.
  • Artırılmış Dayanıklılık: Yakıt hücresi sisteminin dayanıklılığı, uzun ömürlü ve güvenilir bir performans için kritik öneme sahip. Toyota, yeni sistemin dayanıklılığını artırmak için malzeme seçimi, tasarım ve işletme stratejileri gibi çeşitli alanlarda geliştirmeler yaptı. Bu sayede, sistemin ömrünün uzatılması ve bakım ihtiyacının azaltılması hedefleniyor.
  • Maliyet Azaltma: Yakıt hücresi teknolojisinin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri, üretim maliyetlerinin yüksek olması. Toyota, yeni sistemin üretim maliyetlerini önemli ölçüde azaltmayı hedefliyor. Bu, malzeme maliyetlerinin düşürülmesi, üretim süreçlerinin optimize edilmesi ve ölçek ekonomisinden yararlanılması gibi çeşitli stratejilerle gerçekleştiriliyor.
  • Kompakt Tasarım: Yeni sistem, daha kompakt bir tasarıma sahip olacak şekilde geliştirildi. Bu, aracın farklı bölgelerine entegrasyonu kolaylaştırırken, daha fazla iç mekan ve bagaj hacmi sunulmasına olanak tanıyor.

TOYOTA’NIN HİDROJEN STRATEJİSİ

Toyota, yeni nesil yakıt hücresi sistemini, gelecekteki hidrojen stratejisinin merkezine yerleştiriyor. Şirket, bu sistemi, hem binek araçlarda hem de ticari araçlarda kullanmayı planlıyor. Toyota, hidrojenin, özellikle uzun yol taşımacılığı, otobüsler ve kamyonlar gibi ağır vasıtalar için ideal bir enerji kaynağı olduğuna inanıyor.

Toyota’nın hidrojen stratejisi, sadece araç üretimiyle sınırlı değil. Şirket, aynı zamanda hidrojen üretim ve tedarik zincirinin geliştirilmesine de katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu amaçla, hidrojen üretim tesisleri, dolum istasyonları ve hidrojen taşıma altyapısı gibi projelerde yer alıyor.

Küresel yeşil hidrojen pazarı 2032’ye kadar 19 milyar dolara ulaşacak

Hidrojen Haber- Küresel yeşil hidrojen sektörü, fosil yakıtların terk edilmesi yönündeki baskılarla adeta şahlanıyor. ABD merkezli danışmanlık firması  Exactitude Consultancy’nin raporuna göre, 2032 yılına kadar bu pazarın değeri 19,2 milyar dolara ulaşacak. Bu hızlı büyüme, özellikle ağır sanayi ve taşımacılık sektörlerinde karbonsuzlaşmanın anahtarı olarak görülen yeşil hidrojenin potansiyelini gözler önüne seriyor.


PEM, alkali ve katı oksit elektrolizörlerdeki teknolojik gelişmeler sayesinde yeşil hidrojen üretimi daha uygulanabilir hale gelirken, bu dönüşümün önündeki en büyük engel ise hala altyapı eksikliği ve uygun fiyatlı yenilenebilir enerji kaynaklarına erişim.

Raporun sürekli olarak geri döndüğü bir tema varsa, o da altyapı. Bu da bugün, çoğu hala fosil yakıtlarla yapılan “gri” hidrojeni. Yeşile geçirmek, boru hatları inşa etmek, elektrolizörleri kullanıma sunmak ve depolamayı artırmak anlamına geliyor. Ve ekonomiyi de unutmayalım – elektriğin fiyatını düşürmek ve elektroliz teknolojisini büyütmek anahtar olacak.

Bu nedenle çok fazla güneş ışığı, rüzgar ve açık alana sahip ülkeler – Avustralya, Şili, İspanya, BAE gibi – ihracat merkezleri olmak için en iyi konumda.. Ancak büyük endüstriyel oyuncular tarafından demirlenen yerel hidrojen kümeleri de dünya çapında ortaya çıkıyor.

Devlet politikalarının  da buna ayak uydurması gerekiyor. Açık zaman çizelgeleri, karbon vergileri veya sübvansiyon programları olsun, devlet desteği bu geçişin ne kadar hızlı gerçekleşeceğini şekillendirecek.

Dinçer : Yapay zeka enerji dönüşümünü hızlandırabilir

Hidrojen Haber- Hidrojen, iklim değişikliği, enerji güvenliği, karbon ayak izinin azaltılması gibi 21. yüzyılın en kritik gündemlerinden biri olan enerji dönüşümünün merkezine yerleşen bir unsur …

Hidrojen Teknolojileri Derneği’nin“Hidrojen Sohbetleri” programının 31. bölümünde, konuk, University of Ontario Institute of Technology‘den, enerji sistemleri uzmanı Prof. Dr. İbrahim Dinçer.

Sohbet, moderatör ve Hidrojen Teknolojileri Derneği’nin de kurucularından Prof. Dr. Adnan Midilli’nin , şu sözleriyle açılıyor;

“Hidrojen gelecek mi değil, hidrojenin geleceğini nasıl yöneteceğiz; asıl meselemiz bu.”

YAPAY ZEKA VE HİDROJEN

Prof. Dr. Dinçer, röportajın hemen başında gelen soruyla iki kritik kavramı değerlendiriyor: Yapay zeka ve hidrojen.

Prof. Dinçer’e göre makine öğrenmesi, büyük veri analitiği, dijital ikizler ve nesnelerin interneti, enerji sistemlerinin yönetiminde zaten etkili ve bu etki hidrojenle birlikte çok daha stratejik bir boyut kazanacak:.Dinçer şöyle devam ediyor:“Veri madenciliği artık enerji yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Geçmişteki verilerden geleceği öngörüp, sistemleri henüz kurulmadan dijital ikizlerle test etme şansımız var. Hidrojen gibi yeni yeni şekillenen bir alanda bu paha biçilemez bir olanak.”

“Hidrojen enerjisi özelinde, yapay zeka araçları, hidrojen ekosisteminin kurulması, altyapının geliştirilmesi, uzman insan kaynağının yetiştirilmesi ve teknolojik gelişmelerin hızlandırılması gibi süreçlerde önemli katkılar sağlayabilir. Hidrojen alanında geçmişe yönelik kapsamlı bir veri envanteri olmamasına rağmen, kurulmakta olan bu yeni ekosistemde yapay zekanın kullanılması, daha sofistike, verimli ve etkili bir sistemin geliştirilmesine olanak tanıyabilir. Bu durum, hidrojenin enerji sektöründeki rolünü ve potansiyelini artırarak, enerji dönüşümünü hızlandırabilir.” 

ENERJİ GÜVENLİĞİ

Yapay zeka ile açılan bu röportaj, enerji güvenliğiyle devam ediyor. Zira yapay zeka yalnızca üretimde değil, güvenlik alanında da kritik bir araç.

“Enerji üretim tesisleri, özellikle hidrojen gibi stratejik üretimlerde siber saldırılara açık hale gelebilir. Bu nedenle dijitalleşme ile birlikte güvenlik protokollerinin de gelişmesi gerekiyor.”

Bir dinleyicinin sorusu ise oldukça yerinde:
“Yapay zeka, dijital ikizler gibi teknolojiler hidrojen üretiminde ne sağlar?”

Prof. Dinçer’in cevabı net: “Bir tesisi kurmadan önce dijital ikizini oluşturarak verimlilik, maliyet, kontrol ve risk analizleri yapılabilir. Bu, yüksek yatırım gerektiren hidrojen projelerinde büyük avantaj sağlar.”

NÜKLEER ENERJİ VE HİDROJEN ÜRETİMİ

Renkli hidrojen tanımlamaları günümüzde oldukça popüler. Ancak Prof. Dinçer bu konuda oldukça net bir çerçeve çiziyor:“Yeşil hidrojen, kilogram başına çevreye atılan karbondioksit miktarının 2 kilogramdan az olduğu üretim biçimidir. Bu çerçevede hem yenilenebilir enerji hem de nükleer enerji yeşildir.”

Burada altını çizdiği bir husus daha var: Literatürdeki renk tanımlamaları bazen magazinsel olabilir. Ona göre mesele ömür çevrimi analizleriyle karar verilmesi gereken bir konu.

“Beşikten mezara kadar yapılan analizlerde,  hidrojen özelinde nükleer de yeşildir. Renkleri değil, çevresel performansı konuşmalıyız.”

Bu tespitten sonra şöyle bir soru yöneltiliyor: Nükleer enerji gerçekten temiz midir?

Prof. Dinçer yanıtlıyor:“Nükleer enerji, özellikle sürdürülebilir elektrik üretiminde vazgeçilmezdir. Evet, tarihte Çernobil, Fukuşima gibi felaketler oldu ama bunlar yönetim hatası ve öngörülemeyen doğal afetlerle ilgiliydi. Bugünün teknolojisiyle çok daha güvenli sistemler kurmak mümkün.”

Ayrıca nükleerin sadece elektrik üretimi değil, hidrojen üretiminde de önemli bir kaynak olabileceğini söylüyor. Termokimyasal çevrimler, yüksek sıcaklık reaktörleri, hibrit üretim sistemleri gibi gelişmiş yöntemlerin bu süreçte kullanılabileceğini aktarıyor.

JEOTERMAL KAYNAKLAR VE HİDROJEN

Türkiye’nin zengin jeotermal kaynakları var. Peki bu kaynaklar hidrojen üretiminde ne kadar etkili olabilir?

Prof. Dr. Dinçer, bu soruya cevap verirken Jeotermal kaynaklardan elde edilen elektrikle elektroliz yöntemiyle hidrojen üretilebileceği gibi, yüksek sıcaklık seviyelerine ulaşıldığında termokimyasal çevrimler de kullanılabileceğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor; . “Ayrıca, jeotermal kaynaklardan çıkan hidrojen sülfürün ayrıştırılarak hidrojen elde etme potansiyeli de bulunmaktadır. Türkiye’nin jeotermal potansiyeli, özellikle belirli bölgelerde, hidrojen üretimi için önemli bir alternatif olabilir. Ancak, bu kaynakların verimli bir şekilde kullanılması için teknolojik gelişmeler ve uygun altyapı yatırımları gerekmektedir.” 

KARBONSUZ GELECEK İÇİN HİDROJEN

Küresel sıcaklık artışı, iklim krizi, karbon ayak izinin azaltılması… Bunların hepsi artık yalnızca çevrecilerin değil, doğrudan sanayicilerin, politikacıların, yatırımcıların gündeminde. İşte bu noktada hidrojenin karbon ekonomisindeki rolüyle iligil bir soruya Prof. Dr. Dinçer’in yanıtı oldukça net:

“Tarihsel olarak yakıt seçimi odunla başladı. Ardından kömür, petrol ve doğalgaza geçtikçe karbon-hidrojen oranı azaldı. Şimdi tamamen karbonsuz bir yakıta, yani hidrojene geçiş zamanı.”

Hidrojenin çevresel avantajı oldukça açık: Yakıldığında karbon salınımı yapmaz, sadece su buharı ortaya çıkar. Ancak bu kadarla sınırlı değil. Dinçer, üretimden tüketime kadar tüm ömür çevrimini incelediğimizde de hidrojenin çevresel performansının fosil yakıtlardan çok daha üstün olduğunu şu örnekle anlatıyor:

“Kömürle hidrojen üretirseniz, kilogram başına 40 kg karbondioksit atarsınız. Doğalgazla bu 20 kg’dır. Ama yenilenebilir ya da nükleerle üretilen hidrojenin emisyonu yok denecek kadar azdır.”Hidrojenin geleceği, karbonsuz bir gelecektir.”

HİDROJENLE ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI MÜMKÜN MÜ?

Türkiye’nin enerji yolculuğunda dışa bağımlılık uzun yıllardır tartışılan bir konu. İşte tam bu noktada hidrojen, bir fırsat kapısı aralıyor. Prof. Dr. Dinçer’e göre Türkiye’nin sahip olduğu çeşitlilikteki yenilenebilir enerji kaynakları, hidrojen üretimi açısından ciddi bir potansiyel sunuyor: “Her bölgemizin kendine özgü yenilenebilir kapasitesi var. Bu sayede yerli ve yeşil hidrojen üretimi ile enerji bağımsızlığı sağlanabilir.”

Ulusal ölçekte yapılan çalışmalarda, yıllık 550 milyon ton civarında bir üretim potansiyelinden söz ediliyor. Bu, sadece iç tüketimi karşılamak değil, aynı zamanda hidrojen ihracatçısı olmak anlamına da geliyor. Dinçer’in vurgusu burada çok önemli: “Bugün Avrupa ülkeleri yeşil hidrojen anlaşmalarıyla dış tedarikçilerini belirliyor. Türkiye bu alanda geç kalırsa sadece tüketici konumunda kalabilir.”

Türkiye,’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği ve bölgesel potansiyelleri sayesinde, hidrojen üretiminde önemli bir oyuncu olabileceğini ve enerji bağımsızlığını kazanabileceğini belirten Dinçer; “Hidrojen üretim teknolojilerinin yerli olarak geliştirilmesi ve desteklenmesi önemlidir, aksi takdirde teknolojiye bağımlı olunacaktır. Türkiye’nin hidrojen ekonomisinde anahtar ülkelerden biri olup ihracatçı ülke konumuna erişme potansiyeli bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin enerji ithalatına olan bağımlılığını azaltarak, enerji güvenliğini artırabilir.”diyor..

HİDROJEN VADİSİ Mİ ÇİFTLİĞİ Mİ?

Son yıllarda dünyada yükselen trendlerden biri de “Hidrojen Vadileri”. Prof. Dr. Dinçer, 

“Güneş çiftliklerini, rüzgar çiftliklerini tanıyoruz. Aynı mantıkla neden hidrojen çiftlikleri olmasın?” diyor .

Bu çiftlikler, yenilenebilir enerji kaynaklarının yoğun olduğu bölgelerde konumlandırılarak hidrojen üretimi, depolaması ve dağıtımı için entegre alanlar olacak. Hidrojen vadileri, koridorları, limanları, havaalanları ve çiftlikleri… Hepsi aslında aynı amacı taşıyor:

“Bunlar birbirine rakip değil, tamamlayıcı. Amaç, hidrojenin üretimden tüketime kadar her adımının altyapısını oluşturmak.”

Hidrojen çiftlikleri konsepti, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılarak hidrojen üretimi yapılmasını hedefler. Hidrojen vadileri, otoyolları, limanları, havaalanları ve merkezleri gibi farklı hidrojen konseptleri bulunmaktadır. Temel amaç, hidrojen ekosisteminin geliştirilmesi ve hidrojen ekonomisinin oluşturulmasıdır. Hidrojen çiftlikleri, hidrojen üretiminden kullanımına kadar tüm süreçleri kapsayan bir ekosistemin parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu konsept, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki yenilenebilir enerji potansiyelini kullanarak hidrojen üretimini yaygınlaştırmayı amaçlar.”

KARADENİZ’İN HİDROJEN POTANSİYELİ

Konuşma, Türkiye’nin özel kaynaklarına geliyor: Karadeniz doğalgaz rezervleri ve Karadeniz dip sularında biriken hidrojen sülfür. Bu iki unsurun aynı coğrafyada bulunması, önemil bir enerji senaryosu oluşturuyor.

“Eğer doğru strateji uygulanırsa Karadeniz, hem doğal gaz hem de hidrojen üretimi açısından bir enerji gölüne dönüşebilir.”

Dinçer, bu dönüşümün yalnızca ekonomik değil, çevresel açıdan da anlamlı olduğunu vurguluyor:“Şu an Karadeniz’de 220 metrelere kadar inen hidrojen sülfür konsantrasyonu var. Bu devam ederse denizin altı yaşanmaz hale gelecek. Ama biz bu sülfürü ayrıştırarak hem çevreyi koruyabilir hem de hidrojen üretebiliriz.”

Bunun için katalitik, elektrokimyasal ve fotoelektrokimyasal yöntemler gibi ileri teknolojilerin kullanılabileceğini belirtiyor.Ayrıca Türkiye’nin jeotermal potansiyeline de dikkat çekiyor:“Jeotermal kaynaklar doğrudan kullanılmasa bile ısı pompalarıyla sıcaklık seviyeleri yükseltilerek hidrojen üretimine entegre edilebilir.”

HİDROJEN BORSASI

Söyleşinin ilerleyen dakikalarında ilginç bir soru geliyor:“Hidrojen, ülkeler arası yeni bloklar oluşturur mu?”

Prof. Dr. Dinçer’ göre bu sorunun cevabı hem evet hem hayır: “Bloklar oluşabilir ama bu bloklar negatif bir yapıdan çok iş birliği blokları olabilir. Bugün Almanya, Avustralya’ dan 5 milyon ton hidrojen almak için 2030’a kadar 50 milyar dolarlık anlaşma yaptı. Avrupa, Afrika ülkeleriyle, Körfez ülkeleriyle anlaşmalar yapıyor. Bu, hidrojen ticaretinin bir göstergesi.”

Yani burada mesele yalnızca enerji arzı değil, enerji diplomasisi. Bu noktada Dinçer’in çarpıcı bir önerisi oluyor:“Neden dünyanın ilk hidrojen borsasını İstanbul’da kurmayalım? Hem sembolik hem stratejik olur. Türkiye’yi hidrojen ticaretinin merkezi yapabilir.”

Bu öneri yalnızca ekonomik değil, politik olarak da Türkiye’yi enerji diplomasisinde aktif bir oyuncuya dönüştürecek bir potansiyel taşıyor.

HİDROJENİN JEOPOLİTİK ETKİSİ

Hidrojen enerjisinin yaygınlaşması, jeopolitik enerji dengelerini nasıl etkileyebilir? Hidrojen, enerji üretiminde ve ticaretinde yeni dinamikler oluşturarak, mevcut dengeleri değiştirebilir mi? Hidrojen, ülkeler arasındaki güç ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Dinçer bu soruya şöyle cevap veriyor; “Hidrojenin, enerji üretiminde ve ticaretinde yeni dinamikler oluşturarak, mevcut dengeleri değiştirebileceği öngörülmektedir. Özellikle, hidrokarbon ekonomisinde önemli rolü olmayan ülkelerin, hidrojen ekonomisinde daha aktif bir rol alabileceği ve enerji bağımsızlıklarını artırabileceği düşünülmektedir. Bu durum, küresel enerji haritasını yeniden şekillendirebilir ve uluslararası ilişkilerde yeni işbirliklerine yol açabilir.”

HİDROJEN SU KITLIĞINA NEDEN OLUR MU?

Hidrojen üretimi için su gerekiyor. Bu, sıkça tartışılan bir konu. Ancak Prof. Dr. Dinçer bu konuda oldukça açıklayıcı bir çerçeve çiziyor:

“Elektrolizle 1 kilogram hidrojen üretmek için yaklaşık 10-11 kilogram su gerekir. Ancak bu suyun yüzde 100’ü tatlı olmak zorunda değil. Atık su, deniz suyu, tuzlu su da arıtılarak kullanılabilir.”

Ayrıca bu süreç kapalı döngü olarak da işletilebilir. Yani üretimde kullanılan su, yakıt hücresi teknolojileriyle yeniden elde edilebilir: “Yakıt hücresinde hidrojenle oksijen birleştiğinde yine su açığa çıkar. Bazı firmalar, çıkan bu suyu içilebilecek kadar temiz olarak sunuyor.”

Bu da aslında hidrojenin yalnızca “enerji” değil, su yönetimi ve döngüsel ekonomi açısından da stratejik bir çözüm olduğunu gösteriyor.

ULAŞIMDA HİDROJEN

Elektrikli araçlar mı, hidrojenli araçlar mı? Dinçer bu tartışmada tarafsız ama net verilerle konuşuyor:Benzinli araç: km başına 130 g CO₂Elektrikli araç: 25–30 g CO₂Hidrojenli araç (yeşil hidrojenle): 3–7 g CO₂ salımı bulunuyor.

Dinçer “Yeşil hidrojenle çalışan yakıt hücreli araçlar, çevresel performans açısından açık ara önde. Uzak menziller, hızlı dolum süreleri ve düşük emisyon avantajlarıyla ulaşımda vazgeçilmez olacaklar.” diyor.

Ama ulaşım sadece kara değil… Deniz ve hava taşıtları için de hidrojen büyük bir çözüm adayı: “Bugün deniz taşımacılığı dünya emisyonlarının yüzde 3’ünden fazlasını oluşturuyor. Hidrojen burada devreye girerse, devrim olur.”

HİDROJENİN HAMMADDE OLARAK KULLANIMI

Bugüne kadar hidrojen daha çok bir “yakıt” ya da “enerji taşıyıcısı” olarak anlatıldı. Ancak Prof. Dr. Dinçer’in üzerinde durduğu kritik bir boyut daha var: Hidrojenin hammadde olarak kullanımı. Dinçer şöyle devam ediyor; “Hidrojenle sadece yakıt üretmiyoruz. Aynı zamanda metanol, etanol, dimetil eter, sentetik metan ve hatta sentetik benzin gibi kimyasallar üretebiliriz.Artık fosil kaynaklara bağımlı olmayan bir üretim yapısı inşa edebiliriz. Bu da hidrojenin gerçek ekonomik gücünü ortaya koyar.”

Bu dönüşüm, hidrojenin kimya endüstrisi, gübre, ilaç, metalurji gibi birçok sektörde temel girdilerden biri haline gelmesini sağlıyor.

“TÜRKİYE MAÇA HAZIR OLMALI”

Dinçer, hidrojenin sadece bir enerji meselesi değil, teknoloji bağımsızlığı meselesi olduğunun altını çiziyor. Türkiye’nin bu yarışta öne geçebilmesi için ise dört temel adımı öneriyor: İnsan kaynağını eğitmek,kurumsal yapıları oluşturmak, yerli teknolojiyi üretmek, ekonomik değer zinciri kurmak.

“Elektrolizör almak istiyorsunuz, 50 MW altındaki sistemlerle kimse ilgilenmiyor. 200 MW altında selam bile vermiyorlar. Bu yüzden teknolojiyi içeride üretmemiz şart.”

Dinçer ilginç bir benzetmede bulunuyor:“Maç başlamadan önce ısınma biter. Maça hazırlanırsın, maç başlayınca hâlâ hazırlanamazsın. Türkiye maça hazır olmalı.”

“SÜRDÜRÜLEBİLİR MUTLULUK”

Konu söyleşinin sonunda teknoloji ve çevreden çıkıp insan ruhuna geliyor:“Sürdürülebilirlik sadece enerjiyle ilgili değil. Asıl önemli olan sürdürülebilir mutluluk. Eğer birey mutlu değilse, diğer sistemler hiçbir anlam ifade etmez.”

Bu güçlü cümleyle, enerji dönüşümünün sadece reaktörler, paneller ve tesislerden değil, aynı zamanda mutlu, kendine yeter bireylerden oluşan bir toplumdan geçeceği fikri öne çıkıyor:“Temiz hava, temiz su, temiz enerji ve temiz gıda… Bunların hepsi sürdürülebilir mutluluğun ayaklarıdır.”

Hidrojenin üretim yöntemleri, kullanım alanları, ekonomik etkileri ve jeopolitik sonuçları gibi birçok boyutunun ele alındığı söyleşi, hidrojen enerjisinin karmaşık ve çok yönlü bir konu olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu dönüşümün başarılı bir şekilde yönetilmesi, enerji güvenliğinin sağlanması, çevresel sürdürülebilirliğin desteklenmesi ve ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi açısından hayati önem taşıyor.

BENAN ÖZTÜRK-HİDROJEN HABER

Emirates SkyCargo hidrojenli kamyonlara geçiyor

HidrojenHaber – Yer operasyonlarında yakıt tasarrufuna yönelik uygulamaları hayata geçirme konusundaki kararlılığını sürdüren Emirates SkyCargo, Allied Transport Company iş birliğiyle filosuna hidrojenle çalışan kamyonlar ekleyecek. Şu anda üretim aşamasında olan bu kamyonların, 2026 yılının ilk çeyreğinde filoya katılması planlanıyor.

Emirates SkyCargo’nun kamyon filosu, Dubai World Central (DWC) ile Dubai Uluslararası Havalimanı (DXB) arasında ve daha geniş yerel bölgede taşımacılık hizmeti sunan 60’tan fazla kamyondan oluşuyor. Havayolu, alternatif yakıtlı araçlara geçiş sürecinde önemli bir dönüm noktasını temsil eden beş adet hidrojenle çalışan kamyonu filosuna dahil edecek. Bu kamyonların eklenmesiyle Emirates SkyCargo, CO2 emisyonlarını azaltmayı ve hava kalitesini iyileştirmeyi hedefliyor.

28 TON KAPASİTE

Mevcut dizel yakıtlı araçlar gibi 28 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip olan hidrojenle çalışan kamyonlar, taşıma kapasitesinden ödün vermeden hizmet verecek. Bu kamyonlar, Dubai’de yer alan Expo City ve Al Qudra DEWA olmak üzere iki özel hidrojen yakıt istasyonunda yakıt ikmali yapacak. Tam dolu bir depo ile 700 kilometreye kadar menzile sahip kamyonlar, Emirates SkyCargo müşterilerine kesintisiz ve düşük emisyonlu taşımacılık imkânı sağlayacak.

EMİSYONLARI AZALTMA STRATEJİSİ

Emirates SkyCargo Kıdemli Başkan Yardımcısı Badr Abbas, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: 

“Hidrojenle çalışan kamyonların filomuza katılması, yer operasyonlarımızdaki emisyonları azaltmaya yönelik stratejimizde heyecan verici bir gelişmeyi temsil ediyor. Alternatif yakıtları ve teknolojileri entegre etmenin yeni yollarını keşfetmeye ve müşterilerimizin beklediği yüksek hizmet standartlarından ödün vermeden çevresel ayak izimizi azaltan çalışmalarımızı artırmaya devam edeceğiz.”

Allied Transport Company CEO’su Ali Bin Beyat ise hidrojenle çalışan taşıma araçlarının potansiyeline duyduğu güveni dile getirerek şunları söyledi: “Yürüttüğümüz kapsamlı araştırmalar sonucunda, geleneksel enerji kaynaklarına bağlı kalmadan hidrojenle çalışan kamyonlarla emisyonları önemli ölçüde azaltmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Emirates SkyCargo ile iş birliği içinde, özellikle Dubai başta olmak üzere BAE genelinde hidrojenle çalışan kamyonları devreye alarak daha temiz ve sürdürülebilir lojistiğin olduğu bir geleceği destekliyoruz. Emirates SkyCargo’nun sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu olan bu girişim, BAE’nin daha yeşil bir gelecek vizyonuna katkı sağlıyor.”

FARKLI KARGO TÜRLERİNE UYGUN

Farklı kargo türlerini taşımaya uygun çeşitli römorklarla uyumlu çekici ünitelerden oluşan hidrojenle çalışan kamyonlar, Emirates SkyCargo’nun çevresel ayak izini en aza indirirken müşterilerin çeşitli ihtiyaçlarını da karşılayabilmesini sağlıyor.

Emisyonların azaltılması, Emirates’in Çevresel Sürdürülebilirlik Çerçevesi’nin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor ve bu hedefe yönelik verimli operasyonları destekleyen bir dizi girişim bulunuyor. Emirates’in 2023 yılında IATA Çevresel Değerlendirme (IEnvA) Birinci Aşama ve IEnvA Yasadışı Vahşi Hayvan Ticareti modülü sertifikalarını alması, havayolunun etkili çevresel sürdürülebilirlik girişimlerine olan uzun süreli bağlılığının göstergesi oldu.

1987’DEN BU YANA TÜRKİYE’YE DE UÇUYOR

Dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketlerinden biri olan Dubai merkezli Emirates, bugüne kadar 500’ün üzerinde uluslararası ödül kazandı. Modern, verimli ve rahat uçaklarıyla 1987 yılından beri Türkiye’deki yolcularını Dubai üzerinden dünyaya bağlıyor. Emirates, ikonik çift katlı süperjumbo Airbus A380 ve Boeing 777 – 300ER uçakları ile İstanbul Havalimanı’ndan haftada toplam 21 sefer gerçekleştiriyor.

İzmir’de hidrojen konuşulacak

Hidrojen Haber- -Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Karbon Yönetimi konusundaki kapasitelerini artırmayı hedefleyen “Karbon Yönetimi İçin Kümeler Arası İşbirliği” projesi kapsamında “Sürdürülebilir Geleceğin İnşası: Rüzgar, Güneş ve Hidrojen Çözümlerinde Yenilik” etkinliği 29 Nisan’da düzenleniyor.

Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ENSİA’nın yürütücüsü olduğu Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçılar Birliği ve İtalya’dan Co.Svi.G. Scrl’nin ortak olarak yer aldığı proje, Avrupa Komisyonu tarafından “Avrupa Yeşil Mutabakatına Yönelik Sivil Toplum Eylemi” kapsamında destekleniyor.

Etkinlik 29 Nisan Salı günü 10:00-16:30 saatleri arasında Ege İhracatçı Birlikleri’nin 7. Kat Seminer Salonu’nda gerçekleştirilecek. 

Başvuru Formu:

https://forms.gle/6Dz5RNJFNyAJ7B2MA

EnBW’den hidrojene 1.6 milyar avro

Hidrojen Haber-  Alman Enerji Devi, EnBW , enerji santrallerini kömürden hidrojene hazır tesislere dönüştürmek için 1,6 milyar avro yatırım yaparak kesin bir adım attı. Bu önemli sermaye taahhüdü, enerji şirketinin, Almanya’nın iddialı karbon emisyonu azaltma hedefleri zemininde, Stuttgart-Münster’deki ve nihayetinde Altbach/Deizisau ve Heilbronn’daki operasyonlarını geleceğe hazır hale getirme konusundaki kararlılığının altını çiziyor.

Stuttgart-Münster sahasındaki mevcut operasyonlar esas olarak kömür ve atıkla çalışan kazanlara dayanıyor, elektrik ve ısıtma üretiyor. EnBW, üç yıl boyunca dikkatli bir planlama ve iki yıl daha içinde beklenen inşaat sayesinde, Siemens‘ten temin edilen hidrojene hazır türbinleri kullanan bir konfigürasyona doğru manevra yapıyor. Bu geçiş sadece çevresel açıdan değil, aynı zamanda istikrarlı ve güvenilir enerji üretimini sağlamak için de kritik öneme sahip. Hidrojene hazır tesislerin devreye alınmasının, bölgedeki 1.400 işletme ve 380 kamu tesisinin yanı sıra 28 bin 500 eve ısıtma sağlamak için çok önemli olan 124 MW’lık bir elektrik kapasitesi ve 370 MW’lık bir termal kapasite sağlaması bekleniyor.

EnBW, bu yatırımla hidrojenin üretimi, taşınması ve kullanımıyla ilgili çeşitli projeleri destekleyecek. Şirket, özellikle sanayi ve ulaşım sektörlerinde hidrojenin kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor. 

EnBW’nin hidrojen stratejisi, tüm hidrojen değer zincirini kapsıyor. Şirket, hem yeşil hidrojen hem de mavi hidrojen (doğalgazdan üretilen ancak karbon yakalama teknolojisiyle emisyonları azaltılan) projelerine yatırım yapmayı planlıyor. EnBW, ayrıca hidrojenin taşınması ve depolanması için gerekli altyapıyı da geliştirmeyi hedefliyor.

Nihai hedef, gerekli ölçeklerde düşük karbonlu hidrojenin mevcudiyetine bağlı olarak, 2030’ların ortalarına kadar tamamen hidrojenle çalışan tesislere geçişi kapsıyor. Şu anda ilk adım, kömür ve petrolden doğalgaza geçiş ve bu da karbon emisyonlarında yaklaşık yüzde 50’lik bir azalma sağlar. Bu ara aşamalar, Şirketin enerji üretimi ve iklim politikalarının gelişen manzarasına yanıt olarak benimsediği pragmatik yaklaşımın altını çiziyor.