Ana Sayfa Blog Sayfa 111

İngiltere’den 6,5 milyar sterlinlik yeşil hidrojen hamlesi

Hidrojen Haber-İngiltere ‘de Jo Bamford liderliğindeki “Project Hyspeed” adlı konsorsiyum 5 yılda 1GW lık hidrojen üretimi planlıyor. Centrica, Heidelberg, ITM Power, JCB, Johnson Matthey ve National Gas gibi önemli şirketler de bu projede yer alıyor. Konsorsiyum, hükümete sunduğu tekliflerde, elektrik satın alma süreçlerini optimize ederek, ekipman ve hizmet tedarikini bir araya getirerek ve düşük maliyetli finansman kullanarak yeşil hidrojeni kilogram başına 5.96 sterline (7.84 dolar) üretebileceklerini belirtti.

Proje , İngiltere’nin enerji dönüşümünde önemli bir rol oynamayı hedefliyor. Yeşil hidrojenin yaygınlaşması, ülkenin karbon ayak izini azaltmasına ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerine ulaşmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, bu proje, yeni iş olanakları yaratabilir ve İngiltere’yi temiz enerji teknolojileri alanında rekabetçi bir konuma getirebilir.

Şirketler, projelerin 8.55 milyar dolar yatırım çekeceğini ve yılda bir milyon ton karbon emisyonunu azaltırken en az 12 bin kişilik istihdam yaratacağını tahmin ediyor.

Planlara göre, hidrojen, mobilite, yeşil kimyasal üretimi, inşaat ekipmanları, gaz şebekesi aracılığıyla endüstriyel gaz kullanıcıları ve imalata sağlanacak.

Teklifi ortaya atan HydraB Power‘ın Başkanı Jo Bamford, hidrojenin İngiltere’ye “enerji açısından güvenli ve enerjiden bağımsız” olma fırsatı sunabileceğini söyleyerek;”Şimdi İngiltere’nin her zamankinden daha fazla, özellikle de enerji kaynaklarımız söz konusu olduğunda, kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor” dedi.

Yeşil Hidrojen Nedir?

Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar vb.) kullanılarak üretilen hidrojendir. Bu üretim yöntemi, karbon emisyonu oluşturmadığı için çevre dostu bir enerji kaynağı olarak kabul edilir.

Fransa’da 92 milyar dolarlık doğal hidrojen keşfi !

Hidrojen Haber- Fransız bilim insanları, metan arayışları sırasında Folschviller bölgesinin 1250 metre altında beklenmedik bir keşfe imza attılar. Dünyanın en büyük doğal hidrojen yatağı olduğu düşünülen bu kaynak, mevcut küresel gri hidrojen üretiminin yarısından fazlasını çevresel maliyet olmaksızın karşılayabilecek potansiyele sahip.

“Beyaz hidrojen” olarak da adlandırılan doğal hidrojen, endüstriyel bir üretim sürecine ihtiyaç duymadan, yeryüzünde doğal olarak oluşuyor. Bu özelliği sayesinde, kirletici emisyonlar olmadan enerji elde etme imkanı sunuyor. Uzmanlar, bu keşfin Fransa’yı temiz hidrojen üretiminde lider konuma getirebileceğini ve enerji piyasasında sürdürülebilir bir dönüşümü tetikleyebileceğini vurguluyor.

BÜYÜK POTANSİYEL

Bu devasa rezervin yaklaşık 92 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu durum, Fransa ekonomisine önemli bir katkı sağlayabilir ve bölgede yeni iş olanakları yaratabilir. Ayrıca, düşük maliyetli ve temiz bir enerji kaynağı olması, Fransa’nın iklim hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayabilir.

KÜRESEL ENERJİ PİYASASINDA DENGELERİ DEĞİŞTİREBİLİR

Fransa’daki bu keşif, diğer ülkeleri de doğal hidrojen kaynaklarını araştırmaya teşvik edebilir. Bu durum, küresel enerji piyasasında rekabeti artırabilir ve sürdürülebilir enerjiye geçiş sürecini hızlandırabilir. Bilim insanları, doğal hidrojenin sanayi, ulaşım ve elektrik üretimi gibi birçok alanda kullanılabileceğine dikkat çekiyor.

ABB Türkiye’den yeşil hidrojene destek

Hidrojen Haber- ABB ve Kanada Montreal merkezli entegre bir yeşil hidrojen üretim şirketi olan Charbone Hydrogen Corporation, önümüzdeki beş yıl içinde Kuzey Amerika’da 15 modüler ve ölçeklenebilir yeşil hidrojen üretim tesisinin geliştirilmesinde iş birliği yapmak ve mevcut hidrojen kullanıcıları ve şu anda enerji kaynağı olarak gri hidrojen kullanan çelik üretimi gibi ağır sanayi süreçleri için temiz bir yakıt kaynağı sağlamak üzere bir Mutabakat Zaptı imzaladı.

ABB Türkiye Enerji Endüstrileri Müdürü Barış Ünver anlaşma ile ilgili olarak “Gelecek, üreticiler ve tüketicilerin enerjiyi birlikte ve daha verimli kullandığı bir döneme işaret ediyor. Yeşil hidrojen ise bu dönüşümde kritik bir rol oynuyor,” dedi. Türkiye’deki ilk yeşil hidrojen tesisi ve yerli elektrolizör çalışmalarıyla ilgili olarak, “Bu projeler, ülkemizin yeşil hidrojen alanındaki kararlılığını ve atılımlarını gösteriyor,” diye ekledi. ABB’nin bu dönüşümdeki rolüne değinen Barış Ünver, ABB Ability™ Energy Management – OPTIMAX for Green Hydrogen ile enerji yönetimi ve optimizasyon çözümleri sunduklarını belirterek, “OPTIMAX, enerji akışlarını optimize etmek ve en verimli şekilde yönetmek için gelişmiş analitik araçlar ve gerçek zamanlı izleme imkanı sunarak, yeşil hidrojen üretiminde maksimum verimlilik sağlıyor. Bu sayede süreci hızlandırarak, yeşil hidrojenin sanayi ve enerji sektörlerinde daha yaygın kullanılmasını teşvik ediyoruz,” ifadesini kullandı. 

ABB Enerji Endüstrileri Başkanı Per Erik Holsten, ise konuşmasında “Yeşil hidrojen, düşük karbonlu bir enerji geleceğine geçişte önemli bir rol oynamaktadır” dedi. “Kuzey Amerika’da yeşil hidrojen üretim tesisleri geliştirme ve büyütme stratejisinde Charbone ile işbirliği yapmaktan, önemli bir sektörün ölçeklenmesini sağlamaktan ve endüstrilerin daha yalın ve daha temiz bir şekilde ilerlemesini desteklemekten gurur duyuyoruz.” dedi.

H2DER Yusuf Günay ile “devam” dedi

Hidrojen Haber- Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) Seçimli Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Derneğin kurucu başkanı Yusuf Günay, üyelerin oybirliği ile yeniden başkan seçildi.

11 Nisan Cuma günü İstanbul’da yapılan genel kurulda, önceki dönemin faaliyet raporu ve denetleme raporu üyelere sunuldu. Yönetim ve denetleme kurulu ayrı ayrı ibra edildi.

Seçimin ardından üyelere hitap eden Başkan Yusuf Günay, gerek ekonomik değeri gerekse enerji arz güvenliği açısından yeşil hidrojenin önemini vurguladı. Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği olarak üçüncü yıllarını doldurmak üzere olduklarını kaydeden Günay, “Bizler, enerji sektörünün bileşenleri olarak, gerek temiz enerji gerekse yeşil hidrojen konusunda bilgiliyiz. Bu bilinç ve bilgiyi kamuoyuna aktarma çalışmaları yaptık” dedi. 

“Türkiye’nin yeşil hidrojen potansiyeli, ‘2053 net sıfır, cari açık ve enerji arz güvenliği’ başlıklarında en değerli varlıklardandır” diyen Günay, H2DER’in hidrojen eko sistemi içinde edindiği saygınlığın, çalışmalarının itici gücü olduğunu belirtti.

Yeşil hidrojen için “YEKA” modeli önerisi

Hidrojen Haber- Enerji sektörü temsilcileri, 1 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe girecek Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) öncesinde, enerji yoğun sektörlerin karbon emisyonlarını azaltmada kritik önem taşıyan Yeşil Hidrojen için, rüzgâr ve güneş enerjisinde başarıyla uygulanan YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) modelinin uygulanmasını istiyor. 

YEKA İLE YÜZDE 50 YERLİ ELEKTROLİZÖR ÜRETİMİ

Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı, 2023 yılı Ocak ayında yayınlanan “Ulusal Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası” ile Türkiye’nin Yeşil Hidrojene verdiği önemi ortaya koyduğunu anımsattı. Ancak aradan iki yıldan fazla süre geçmesine rağmen, ilgili mevzuatın oluşturularak yerli ve yabancı sermayeli yatırımcılara ilan edilemediğini vurgulayan Kalaycı, “2030 yılına kadar 2 Gigavat (GW), 2035’e kadar 5 GW ve 2053’e kadar 70 GW elektrolizör kapasitesine ulaşmayı ulusal hedef olarak belirlemiş durumdayız. Bu hedefler çok önemli ve Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmasında kritik rol oynayacak. Zamanımız daralıyor. Bu noktada başta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız olmak üzere tüm kamu otoriteleri ve mevzuat yapıcılardan talebimiz, güneş ve rüzgar enerjisinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nın (YEKA) Yeşil Hidrojen için de uygulanmasıdır. Bu model ile Yeşil Hidrojen üretimi için gerekli elektrolizör yatırımlarının, kademeli olarak yüzde 50 oranında yerli katkı ve Türkiye’de konuşlu şirketler kanalıyla gerçekleştirilmesi mümkün olabilecektir” ifadesini kullandı.

YEŞİL HİDROJEN ÜRETİMİ 5 YILDA 5 KAT ARTACAK

ENSİA bünyesinde Yeşil Hidrojen alanında uzmanlaşan şirketlerin de yer aldığını anımsatan Kalaycı, Türkiye’nin elektrolizör üretimine odaklanan bir ekosistemi daha fazla zaman kaybetmeden oluşturması gerektiğine işaret ederek, gelişmiş ülkelerde bu alandaki yatırımların hızla ilerlediğini belirtti. Türkiye’nin bugün hayal gibi görünen “enerji ihracatçısı ülke” olabilmesinde Yeşil Hidrojen’in anahtar rol üstlendiğine dikkat çeken ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı, şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Yeşil hidrojen, sadece temiz enerji üretimi için değil, enerji güvenliğimizi sağlama, enerji yoğun sektörlerde karbon yakalama ve temiz enerji ihraç etme hedefimizde kritik işlev yükleniyor. Türkiye’nin bu alandaki zengin potansiyelini harekete geçirebilmek; doğru politikalar, yatırımlar ve işbirliklerine altyapı oluşturabilecek mevzuatımızın bir an önce hayata geçmesi gerekiyor. Bu çalışma YEKA destekleri ile birlikte kurgulanırsa, ülkemizin potansiyelinin farkında olan tüm yatırımcılara somut bir yol haritası sunabilir ve tüm dünyayı şaşırtacak bir hızla yol alabiliriz. Dünyada geçen yıl tüketilen hidrojenin sadece yüzde 4’ü yeşil hidrojen’den oluştu. 520 Gigavat’a (GW) ulaşan global elektroliz kapasitesi ile Yeşil Hidrojen üretimi büyük ivme ile artıyor. 2030 yılında, bugünkü üretimin beş katına ulaşılması öngörülüyor. Bu, güneş enerjisinin en hızlı genişleme aşamalarında yaşadığı büyümenin bile çok üzerindedir. Ülkemizin zengin temiz enerji potansiyeli ve Avrupa’ya yakınlığı, potansiyel bir yeşil hidrojen ihracatçısı olabilmemizin de yolunu açıyor. Türkiye’nin kendi hidrojen tüketiminin de 2030’a kadar 1-1,5 milyon tona ulaşması bekleniyor.

Bugün Yeşil Hidrojen üretimi diğer temiz enerji kaynaklarına göre biraz daha yüksek maliyetli olarak görülse de Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) raporlarında, bu maliyetin 2030 yılına kadar bugünkü değerin yarısına düşeceği öngörülüyor. Yeşil hidrojeni bir enerji türü olarak değil, küresel bir ihtiyaç olarak görmemiz ve üretimden nihai kullanıma kadar tüm değer zincirine eş zamanlı yatırım yapmamız gerekiyor.
Üretime, taşımaya, dağıtıma, boru hatlarına, nihai kullanıma, hidrojenle çalışan araçlara, dolum istasyonlarına ve onların altyapılarına yatırım gerekiyor. Bunun adı bir endüstriyel dönüşümdür. Hidrojen kullanan sektörlerde bu dönüşüm gerçekleşecek.”

KAYNAK : Demir Çelik Store

Elektrik dağıtım sektöründe yatırımlar arttı kaçaklar azaldı

Hidrojen Haber- Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş.(UEDAŞ)’ın ev sahipliğinde yapılan Basın toplantısında Elder Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan elektrik dağıtım sektörü hakkında bilgilendirmelerde bulundu. 5.5 milyon aboneye hizmet veren UEDAŞ’ın, bir fon tarafından hisseleri devralınan tek dağıtım şirketi olma özelliği taşıdığını belirten Erdoğan, bu durumun sektöre farklı bir yönetim anlayışı getirdiğini vurguladı. 

DAĞITIM ŞİRKETLERİ KARGO ŞİRKETİ GİBİ

Elektrik faturalarında yer alan aktif enerji bedeli, dağıtım bedeli ve vergiler kalemlerine dikkat çeken Erdoğan, dağıtım şirketlerinin bir “kargo şirketi” gibi düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Elektriğin A, B, C şirketlerinin ürünü fark etmeksizin taşındığını ve bu taşıma maliyetinin “dağıtım bedeli” olarak adlandırıldığını belirtti. Dağıtım bedelinin EPDK tarafından, şirketlerin yatırımları, hizmet büyüklüğü ve işletme bütçesine göre belirlendiğini söyledi. 

AKTİF ENERJİ MALİYETİ DEĞİŞKEN

Aktif enerji maliyetinin dinamik yapısına değinen Erdoğan, bu bedelin iki temel kaynağının olduğunu açıkladı: görevli tedarik şirketlerinin EÜAŞ’tan satın aldığı enerji ve piyasadan satın aldığı elektrik enerjisi. Piyasa takas fiyatının saatlik olarak belirlendiğini ve görevli tedarik şirketlerinin alış maliyetinin bu doğrultuda aylık olarak değiştiğini ifade etti. EÜAŞ’ın megawatt saatini 482 liradan sattığını, ancak piyasa fiyatının 2.500 ile 3.000 lira arasında değiştiğini belirtti. 

KAR ORANI DEVLET KONTROLÜNDE

Görevli tedarik şirketleri satmış oldukları elektrik enerjisinin yüzde 45’i civarındaki kısmını EÜAŞ’tan satın aldıklarını belirten Erdoğan; “Geri kalanını piyasadan alıyorlar. Dolayısıyla bunların ikisi paçallanıyor ve ortaya aktif enerji bedeli çıkıyor. ”dedi.

Erdoğan Sözlerine şöyle devam etti “Burada da görevli tedarik şirketlerinin alış fiyatlarıyla satış fiyatları arasındaki farkı da belirleyen bir başka düzenleme var. İstedikleri gibi orada da fiyatı belirleyemiyorlar. Bir kar marjları var. Yüzde 2,38 olarak belirlenmiş. Yüzde 2,38’den daha fazla kar etmelerine izin verilmiyor görevli tedarik şirketlerinin. O şekilde fiyat beliriyor. Piyasadaki gerçek fiyatla görev tedarik şirketlerinin paçalda mal ettiği fiyat arasındaki fark, faturalara bu kadar devlet desteği olarak yansımaya başladı.”

“DAĞITIM SEKTÖRÜNDE YATIRIM VE İSTİHDAM ARTTI”

Erdoğan, elektrik dağıtım sektöründe 65 bin kişinin istihdam edildiğini ve önemli bir kısmının nitelikli iş yaptığını söyledi. Sektördeki iş güvenliği önlemlerinin önemine dikkat çekerken, dağıtım hatlarının 10 yılda 1 milyon kilometreden 1.5 milyon kilometreye ulaştığını ve yıllık yatırım kapasitesinin 980 milyon dolardan 2.2 milyar dolara çıktığını belirtti. 

KAYIP KAÇAK ORANINDA ÖNEMLİ DÜŞÜŞ

Özelleştirme öncesinde yüzde 18.5 olan kayıp kaçak oranının, şu anda ilk kez yüzde 10’un altına indiğini ve bu durumun ülke ekonomisine yıllık 1 milyar dolar katkı sağladığını vurguladı. Trafo sayısının 340 binden 550 bine çıkarıldığını ve müşteri memnuniyetinin yüzde 30 arttığını da sözlerine ekledi. 

YATIRIM VE HARCAMALAR DENETLENİYOR

EPDK’ya yönelik eleştirilere de değinen Erdoğan, kurumun gücünü kanundan alan bir kamu kurumu olduğunu ve düzenlemelerinin şeffaf bir şekilde yapıldığını savundu. Dağıtım şirketlerinin yatırımlarının 

“FATURAYI DÜZENLEYEN ELEKTRİK DAĞITIM ŞİRKETLERİ DEĞİL”

Elektrik faturalarını düzenleyenlerin elektrik dağıtım şirketleri değil, görevli tedarik şirketleri olduğunu vurgulayan Erdoğan, faturalardaki devlet desteği kararının EPDK tarafından verildiğini hatırlattı. Elektrik fiyatlarının 8 kilovatsaat altı için vergiler dahil 2.59 kuruş, şehit yakınları ve gaziler için ise 1 lira 23 kuruş olduğunu belirten Erdoğan; “Şehit yakınları ve gazilerimiz için 1 lira 23 kuruş. Dünyanın birçok ülkesinde de sosyal sorumluluk adına, saygının gereği olarak bu yapılıyor. Her şey dahil şehit ailelerine uygulanan elektrik enerjisi satış fiyatı 1 lira 23 kuruş. Bunun içerisinde dağıtımın payı yüzde 84, öbüründe yüzde 71 deyip buradan bir algı yapmak çok gerçekçi ve hakkaniyetli bir şey değil bence. Kaldı ki günlük 8 kilovat saatin üzerindeki tarifede dağıtımın payı yüzde 46 civarında. Aktif enerji bedelindeki sübvansiyonlar olmasa dağıtımın payı nihai fiyatın ucte birine inecektir.”şeklinde konuştu.

BENAN ÖZTÜRK

IEA: Hidrojene yatırım için Almanya’dan kararlılık bekleniyor

Hidrojen Haber-Uluslararası Enerji Ajansı IEA’nın son raporuna göre, Almanya’nın hidrojen stratejisindeki belirsizlikler yatırımcıları tereddütte düşürüyor. Ajans, hükümetin hidrojenin hangi sektörlerde ve ne zaman yaygın olarak kullanılacağına dair net bir vizyon sunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı. Aksi takdirde, bu potansiyel temiz enerji kaynağına yönelik gerekli yatırımların yapılamayacağı ve Almanya’nın iklim hedeflerine ulaşmasının zorlaşacağı uyarısında bulundu.

Raporda, Almanya’nın iddialı hidrojen hedefleri olduğu ancak bu hedeflere ulaşmak için somut adımların ve uzun vadeli bir planın eksikliği dile getirildi. Özellikle hidrojen üretim tesisleri, altyapı geliştirme ve talep yaratma konularında daha fazla netlik ve teşvik mekanizmasına ihtiyaç duyulduğu belirtildi.

IEA, diğer ülkelerin hidrojen stratejilerini incelerken, Almanya’nın bu alandaki potansiyelini tam olarak kullanabilmesi için daha cesur ve belirleyici adımlar atması gerektiğini ifade etti. Net bir yol haritası ve destekleyici politikalar sayesinde, Almanya’nın hidrojen teknolojilerinde lider konuma gelebileceği ve önemli ekonomik fırsatlar yakalayabileceği de vurguladı.

Alman Ordusu’nu hidrojene geçiren Türk 

MEHMET DAYIOĞLU 

HidrojenHaber – Fosil yakıtlardan temiz kaynaklara dönüş yolunda seçeneklerden biri de hidrojen. Ancak bu enerji formunun birincil kaynağı da önemli. Öyle ya, fosilden kurtulmak için kömür elektriği kullanarak hidrojen elde etmeye kalkamazsınız değil mi? 

Peki bu alandaki gelişmeler ne alemde? Dünyada ve Türkiye’de hidrojen çözümlerinde istenen yol kat edilebildi mi, edilebilecek mi? Hidrojen kullanımının günlük hayatta görünür hale gelmesi için daha ne kadar beklenecek? Sorular çoğaltılabilir. Ama fazla uzatmaya gerek yok, bir yerden sormaya başlamak lazım. Biz de bu alanda faaliyet gösteren bir isme, H2 Solutions CEO’su ve aynı zamanda Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği kurucusu Ali Rıza Köse’ye mikrofon uzattık. 

Siz tekstil kökenlisiniz, hidrojen yatırımı yapmak nereden aklınıza geldi? 

Evet, tekstil kökenliyim. Biz aşağı yukarı 20 seneden beri tekstil ihracatı yapıyoruz. İhracatımız da ağırlıklı olarak Almanya’ya ağırlıklı. Bu arada biz aşağı yukarı 8-10 sene önce Karaman’da bir güneş enerjisi santrali kurduk. Bu adımla beraber enerji sektörüne, temiz enerjiye geçiş yaptık. Ve o zamandan beri de Karaman’da lisanssız olarak elektrik üretimi yapıyoruz, yeşil enerji sağlıyoruz. 

Güneş enerjisi tamam ama biz aslı hidrojen işini sormuştuk… 

Almanya kökenli olduğumuz için Almanya’daki gelişmeleri de çok yakından takip ediyoruz. Özellikle üç sene önceki hükümet değişikliğinden sonra Almanya’da bir hidrojen stratejisi açıklanmıştı. Almanya’nın orta ve uzun vadede yurt dışından yüksek miktarda hidrojen alımı yapması öngörülüyordu. Bunun için de kendine partner ülkeler seçmek istiyordu. Biz de bu konuda Türkiye ile Almanya arasında bir köprü oluşturmak istediğimizden için Almanya’da bu alanda bir şirket kurduk. İlk önce Almanya’daki mevzuata göre farklı hidrojen projeleri ürettik. Aynı anda da Türkiye’de neler yapabileceğimize baktık. Türkiye’de EPDK eski Başkanı Yusuf Günay ile buluştuktan sonra H2Der diye bir dernek kurduk. Buradaki amacımız da Türkiye’de hidrojeni daha iyi tanıtmak, burada da bir hidrojen akımı başlatmak. Sanayicilerle, politik liderlerle de görüşüp Türkiye’de biraz yol katetmek istedik. Esasında amacımıza kısmen ulaştık. Hem Almanya’daki projelerimizi başlattık hem de Türkiye’de hidrojen konusunu daha popüler hale getirdik. Bundan 3-4 sene önce kimse hidrojen hakkında konuşmazken son senelerde hidrojen geleceğin enerjisi, temiz enerji, hem yakıt olarak hem de ısıtmada kullanabileceğimiz bir temiz enerji olarak ön plana çıktı. 

Bize kısaca projelerimizden bahseder misiniz? 

Almanya’da şu anda iki farklı branşta çalışıyoruz. Birincisi Alman ordusunun bir kışlasının temiz enerjiye geçmesini sağlıyoruz. Projede bir rüzgâr gülü ile ürettiğimiz temiz elektriği hidrojene çevirip onu hem ısıtmada hem de yakıtta kullanmak istiyoruz. Bu bir pilot proje. Eğer başarılı olursa Almanya’daki farklı kışlalar için de bu gündeme gelecektir. Yani belki Alman ordusunun ileride kamyonları otobüsleri araçları kendi ürettikleri yeşil hidrojenle çalıştırılacak. Yani doğalgaz yerine, doğalgazın geçtiği her yerde biz yeşil enerjiyi kullanmak istiyoruz, yeşil hidrojeni kullanmak istiyoruz. 

Az önce sözünü ettiğiniz, Almanya’da çalıştığınız ikinci konu neydi? 

İkinci önemli bir konu da hidrojen dolum istasyonları projesi. Köln Belediyesi başta olmak üzere Kuzey Ren Westfalia’daki çeşitli belediyelerle çalışmalar yapıyoruz. Ve orada da hidrojen dolum istasyonları kurmak üzereyiz. Bu konuda Almanya’da belli teşvikler var, bunlardan yararlanarak hayata geçirmek istiyoruz. Aynı şekilde bu projeleri İstanbul ve Gaziantep başta olmak üzere farklı illerde de belediyelerle görüşüp bunu Türkiye’ye nasıl adapte edebiliriz diye bakıyoruz. Çeşitli belediyelerin yetkililerini Almanya’ya götürüp, sistemin nasıl çalıştığını yerinde gösterdik. 

Hidrojeni daha çok kimler kullanmaya yakın görünüyor? 

Sanayinin ucuz enerjiye, elektriğe, doğalgaza ve diğer yakıtlara ihtiyacı var. Rekabet gücünü kaybettikten sonra ne Alman sanayisi ne Türk sanayisi hidrojenle çalışabilir duruma gelebilir. Bizim bu konuda ilk etapta ucuz elektrik üretmemiz gerekiyor. Ucuz elektriği de hidrojene çevirebilir, bunu sanayicimize verebiliriz. Sanayici de burada yeşil üretimle beraber kendi rekabet alanını açabilir ve piyasada tutunabilir. Tabii burada bize de büyük görevler düşüyor. Yani biz temiz enerjiyi, hidrojeni uygun fiyata üretebilirsek o zaman ne Trump ne de başka birinin politikası bizim önümüzde duramaz. Burada önemli olan bizim daha verimli bir şekilde çalışabilir hale gelmemiz. Şu anda ekipmanlar pahalı ve verimleri düşük. Yani birim yeşil hidrojen maliyetleri hâlâ yüksek. 

Peki bu ne zaman ucuzlar, nasıl ucuzlar?

İlk başta diğer teknolojiler de, örneğin LED televizyonlar da çok pahalıydı ama zamanla ucuzladı. Ucuzlaması için belli bir ölçeğin üzerinde üretilir hale gelmesi gerekiyor. Önemli olan ölçeği büyütene kadarki süreci nasıl geçireceğimiz. Yani o süre boyunca devlet teşvikleri ve uygun maliyetli krediler lazım. Şimdi önemli olan Türkiye’nin enerji bağımsızlığını sağlamak. Bunun için kendi enerjimizi üretmemiz ve bunu da ihracat etme potansiyelini yakalamamız lazım. Türkiye’de bunun için her şey var. Elektrik üretimi için suyumuz, güneşimiz, rüzgârımız var. Biz bu konuda çalışmalar yaptık, Enerji Bakanlığı’na sunduk. Almanya Enerji Bakanlığı’nın bir kurumu ile beraber bir proje tasarladık, Türkiye’nin potansiyelini gösterdik. Yani bizim başka ülkelere göre çok büyük avantajlarımız var. Sadece rüzgâr ve güneş değil, aynı anda bizim barajlarımız var, buradan üretebileceğimiz inanılmaz bir potansiyel elektrik var. Dünyanın en ucuz elektriğini biz Türkiye’de üretebiliriz. Bununla beraber de çok uygun fiyatlarda hidrojen elde edebiliriz. Bunları yaparsak zaten otomatikman bir talep de gelecektir. Talep geldiği anda da zaten işte elektroliz olsun, rüzgâr türbinleri olsun, bütün fiyatlar zaten otomatikman düşecektir. Daha rekabet edebilir bir hale gelecek ama önemli olan o geçiş zamanı için bizim bir şekilde finansman bulabilmemiz. Dediğim gibi zaten bizim bir cari açığımız var, onu kapatmak için uğraşıyoruz. O paraları daha efektif bir şekilde kullanabilince daha iyi yola geliriz diye düşünüyorum. 

Peki Almanya’dan bakıldığı zaman Türkiye’deki durum nasıl görünüyor? 

Türkiye ne yazık ki bazı konularda birazcık geride kalmış gözüküyor. Önemli konulardan bir tanesi çatılarımız. Ne yazık ki konutların çatılarında fabrikaların çatılarında yeteri kadar güneş panelleri yok. Oysa Türkiye bir güneş ülkesi. Bunu geliştirmemiz gerekiyor. Ayrıca Türkiye’den uygun fiyata hidrojen satabiliriz diyoruz. Ama hidrojenle çalışan bir tane bile fabrikamız yok, doğru dürüst hidrojen üreten tesisimiz yok. Yani ilk önce kendi ödevlerimizi yapıp bazı tesisleri Türkiye’de kurmamız gerekiyor ki, bakın biz bu işi burada yapabiliyoruz ve ihracatını yapmaya da talibiz diyebilelim. 

Tamamlanması gereken başka ne tür eksiklikler var? 

Ne yazık ki mevzuat konusunda da çok eksiklerimiz var. Hangi bakanlık bizden sorumlu tam belli değim, bu da netleşmeli. Bu arada hidrojen de patlayıcı bir madde ve buna da çok dikkat etmek gerekiyor. Yani önce mevzuat eksiklerini kapatıp, ev ödevlerimizi tamamlayıp ön plana çıkarsak daha iyi görüneceğimiz kesin. 

Mehmet DAYIOĞLU – HİDROJENHABER

Elin’in ‘hücre’ projesine teşvik belgesi

HidrojenHaber – Türkiye’nin önde gelen fotovoltaik modül üreticilerinden Elin Yarı İletken Teknolojileri, yerli üretim güneş paneli hücresi yatırımına hazırlanıyor. HIT-30 programı kapsamında teşvik belgesi almaya hak kazanan Elin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi ile Büyük Ölçekli Sanayi Yatırımları Tanıtım Toplantısı’na katıldı.

2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi ile Büyük Ölçekli Sanayi Yatırımları Tanıtım Toplantısı’nda teşvik belgesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alan Elin Yarı İletken Teknolojileri, yerli güneş paneli hücresi ile Türkiye’nin hücre teknolojisinde dışa bağımlılığını azaltacak.

Yerli ve milli güneş paneli hücre üretimi vizyonuna önemli bir yatırım daha ekleyeceğini açıklayan Elin Yarı İletken Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Arda Yalı, “2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi ile Büyük Ölçekli Sanayi Yatırımları” kapsamında biz de “Elin Yarı İletken Teknolojileri” olarak “Hücre” yatırımımızı hayata geçireceğiz. Bu yatırımımız, Türkiye’yi hücre teknolojisinde dışa bağımlılıktan kurtarmak, kendi teknolojisini üreten ve ihraç eden bir güç haline getirmek için atılmış stratejik bir adımdır. Yerli ve milli üretim vizyonu doğrultusunda atılan bu adımla, Türkiye’nin yenilenebilir enerji sektöründeki konumunu daha da güçlendireceğiz. “Elin” olarak güneş enerjisi alanındaki liderliğimizi daha da pekiştirerek hem ulusal hem de uluslararası arenada büyümeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

HÜCRE İHRAÇ EDECEK

Elin Yarı İletken Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Arda Yalı, ”Türkiye’nin hücre teknolojisinde kendi teknolojisini üreten, hatta ihraç eden bir güce dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Bu yatırım, sadece bir fabrika projesi olmanın ötesinde bir atılım sağlayacak. Yerli güneş paneli hücresi üretimimiz ile Türkiye’nin enerji bağımsızlığına, sanayisine ve geleceğine stratejik bir katkı sunmayı hedefliyoruz. “Elin” olarak “Güneşin gücü”yle tüm dünyada güneş paneli üretmeye, güçlenmeye ve büyümeye devam edeceğiz” diye ekledi.

KALKINMANIN ANAHTARI ‘MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ’

İçinde bulunulan küresel konjonktürün, öngörülebilir ve bağımsız kalkınma modellerinin ön plana çıktığı yeni bir döneme işaret ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm stratejilerini buna göre belirlediklerini belirterek, “Millî teknoloji hamlesi vizyonu doğrultusunda hazırladıkları “2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi Belgesi’ni bu anlayışla şekillendirdik” dedi.

Yarı iletkenler, nükleer teknolojiler, biyoteknoloji ve petrokimya gibi stratejik alanlarda kamu destek mekanizmalarıyla sahadaki etkilerini pekiştireceklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Otomotiv sektörünün batarya, hidrojen yakıt pili ve elektronik yakıt teknolojilerine geçişini sağlamak üzere adımlar atacağız. Uçan araba ve otonom araç teknolojileri, batarya ve enerji depolama teknolojilerine yönelik AR-GE ve inovasyon çalışmalarıyla yatırımları destekleyeceğiz” diye konuştu.

YEŞİL HİDROJEN EKOSİSTEMİ

Türkiye’nin, en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği ile rekabet gücünü koruyabilmesi için yeşil dönüşüm süreçlerine uyum sağlamasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Üçüncü amaç altında Avrupa Yeşil Mutabakatı ve beraberinde sınırda karbon düzenleme mekanizmasına uyum düzeyimizi arttıracak teknik ve hukuki düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Güneş enerjisi ve rüzgâr türbini teknolojilerinde yerli üretim kapasitemizi geliştireceğiz. Yeşil hidrojen ekosistemini harekete geçirerek karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerinde yerli çözümler üreteceğiz” şeklinde konuştu.

Yeşil hidrojen Türkiye’nin SKDM uyumunu arttırabilir

Görsel: Freepik

HidrojenHaber – Avrupa Birliği’nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik hayata geçirdiği ve 2027 yılında uygulanmaya başlanacak olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) getirdiği mali baskılar, karbon emisyonunu azaltmak için yeşil hidrojeni sürdürülebilir bir çözüm haline getiriyor. Avrupa Birliği’ne ihracat yapan ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin SKDM’ye olan uyumunu ve kapsama girecek sektörleri nasıl etkileyeceğini inceleyen EY (Ernst & Young), Türkiye Yeşil Hidrojen analizini yayımladı. 

ÖNE ÇIKAN SEKTÖRLER

Analize göre, Türkiye’de yeşil hidrojenin kullanım alanları arasında çimento, demir-çelik, seramik, gübre ve kimya sektörleri öne çıkıyor. Bu sektörlerde yeşil hidrojen ve karbonsuzlaşma farkındalığının artırılması, yeşil hidrojen altyapısının geliştirilmesi, elektrolizör yatırımlarının artırılması ve paydaşlar arasında stratejik iş birliklerinin teşvik edilmesiyle, karbon azaltımı ve net sıfır hedeflerine ulaşılabileceği öngörülüyor.  

TEŞVİKLER ARTMALI

Aynı zamanda, Türkiye’de yeşil hidrojenin gelişmesi için devlet politikalarının ve teşviklerinin artırılması, yeşil hidrojenin depolanması ve dağıtımı konularındaki çözümlerin geliştirilmesi, değer zincirindeki yerli şirketlerin daha fazla katılımının sağlanması gerekiyor. 

TALEP 6 MİLYON TONA ÇIKABİLİR

EY analizine göre; Türkiye’nin 2020 yılında yaklaşık 0,8 milyon ton hidrojen kullandığı ve %99’unun gri olduğu tahmin ediliyor.  Çalışmada, 2050 yılında Türkiye’de yeşil hidrojen talebinin 5,5-6 milyon tona çıkabileceği değerlendiriliyor. 

2040 yılına kadar yeşil, mavi ve gri hidrojen talebinin piyasada birbirine çok yakın olacağını ve bu tarihten itibaren bu durumun yeşil hidrojen lehine değişmesi bekleniyor.

KAPASİTE ÖNGÖRÜLERİ

Öte yandan Türkiye Ulusal Enerji Planı’na göre, Türkiye’de 2030 yılında 2 GW, 2035’te 5 GW, 2053’te 70 GW elektrolizör kapasitesine ulaşılması planlanıyor. 

Tüm bu politikalar doğrultusunda, hedeflenen yıllık üretim kapasitelerinin 2030 yılında 175-180 bin ton, 2035 yılında 400-450 bin ton, 2053 yılında ise 6-6.5 milyon ton hidrojen olması tahmin ediliyor. 

TEKNOLOJİ İLERLEDİKÇE FİYATLAR GERİLEYECEK

EY Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı, raporla ilgili yaptığı değerlendirmede, yeşil hidrojen üretiminde önemli ilerlemeler sağlanacağını belirterek, günümüzde yüksek olan yeşil hidrojen fiyatlarının gelecekte, özellikle yenilikçi teknolojilerin ve üretim süreçlerinin olgunlaşmasıyla birlikte, kilogram başına 2 ABD doları seviyelerine kadar gerilemesinin beklendiğini ifade etti. 

Bu potansiyel fiyat düşüşünün, yeşil hidrojenin daha geniş ölçekte benimsenmesine ve enerji sektöründe daha rekabetçi bir yenilenebilir enerji kaynağı haline gelmesine olanak sağlayabileceğine dikkat çekerek, “Türkiye’de yakın gelecekte, yeşil hidrojen ile ilgili mevzuat, düzenleme ve teşviklerin de şekillenmesini bekliyoruz” dedi.