HidrojenHaber – Türkiye elektrik piyasasında son aylarda dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. Piyasa Takas Fiyatı (PTF), gün içinde bazı saatlerde sıfır liraya kadar düşüyor. Kış aylarına göre elektrik fiyatlarının genel olarak daha düşük seyretmesi de bu tabloyu destekliyor. İlk bakışta bu durum yalnızca mevsimsel bir fiyat hareketi gibi görülebilir. Ancak mesele bundan daha büyük olabilir.
Çünkü Türkiye ilk kez, bazı saatlerde sistemin tüketebileceğinden daha fazla yenilenebilir elektrik üretmeye başlayan ülkeler ligine yaklaşmaya başladı.
Bu durum enerji piyasası açısından kısa vadede fiyat baskısı, üretici gelirlerinde oynaklık ve sistem yönetimi sorunları yaratıyor. Ancak aynı tablo, başka bir açıdan bakıldığında Türkiye için yeni bir sanayi fırsatının da kapısını aralayabilir: Yeşil hidrojen.
Bugüne kadar Türkiye’de hidrojen tartışmaları çoğunlukla “geleceğin teknolojisi”, “uzun vadeli dönüşüm”, “Avrupa’nın yeni enerji politikası” başlıkları altında yürüdü. Ancak elektrik piyasasında ortaya çıkan yeni yapı, yeşil hidrojeni teorik bir gelecek senaryosundan çıkarıp ekonomik olarak tartışılabilir bir noktaya yaklaştırıyor.
Çünkü yeşil hidrojenin en büyük maliyeti elektrik. Elektrik fiyatı düştükçe hidrojen üretiminin ekonomik dengesi dramatik biçimde değişiyor.
Türkiye elektrik piyasasında ne değişiyor?
Türkiye’de son yıllarda özellikle güneş enerjisi kurulu gücünde çok hızlı bir büyüme yaşandı. Büyük ölçekli santrallerin yanında lisanssız çatı GES projeleri, organize sanayi bölgeleri yatırımları ve öz tüketim sistemleri de devreye girdikçe güneş üretimi gün ortasında sistemi belirleyen temel unsurlardan biri haline gelmeye başladı.
Aynı dönemde hidroelektrik üretiminde de ciddi artış yaşandı. Kış yağışları, baraj doluluk oranları ve ilkbahardaki kar erimeleri hidroelektrik santrallerin üretimini yükseltti.
Rüzgar üretiminin güçlü seyrettiği saatlerde ise sistemde çok ciddi bir yenilenebilir ağırlığı oluşuyor.
Bunun sonucu olarak Türkiye’de elektrik piyasasının “merit order” yapısı değişmeye başladı. Eskiden fiyatı çoğunlukla doğalgaz santralleri belirlerken, bugün birçok saatte güneş, hidroelektrik ve rüzgar piyasayı aşağı çekiyor.
Özellikle öğle saatlerinde ortaya çıkan tablo dikkat çekici:
- Güneş santralleri tam kapasiteye yakın çalışıyor
- Hidroelektrik üretimi yüksek seyrediyor
- Rüzgar üretimi de devredeyse arz daha da büyüyor
- Ancak talep bu üretimi absorbe edecek kadar yüksek olmuyor
Sonuç olarak piyasada ciddi bir arz fazlası oluşuyor.
Türkiye elektrik sistemi aslında ilk kez yüksek yenilenebilir penetrasyonunun doğal sonucu olan “öğlen çöküşü” ile tanışmaya başlıyor.
“0 TL elektrik” aslında ne anlama geliyor?
Piyasa Takas Fiyatı’nın sıfıra yaklaşması yalnızca ucuz elektrik anlamına gelmiyor. Bu durum aynı zamanda sistemdeki yapısal dönüşümün de işareti.
Elektrik depolanması zor bir enerji türü olduğu için üretim ve tüketimin aynı anda dengelenmesi gerekiyor. Eğer sistemde ihtiyaçtan fazla üretim oluşursa fiyatlar sert biçimde düşüyor.
Türkiye’de bugün yaşanan da tam olarak bu.
Bazı saatlerde:
- üretim çok yüksek,
- talep nispeten düşük,
- depolama kapasitesi yetersiz,
- esnek tüketim mekanizmaları gelişmemiş durumda.
Bu nedenle piyasa fiyatı sıfıra kadar geriliyor.
Aslında bu durum, uzun süredir Almanya, Hollanda, İspanya ve Nordik ülkelerde görülen dönüşümün Türkiye’deki ilk işaretlerinden biri olarak okunabilir.
Avrupa’da yüksek yenilenebilir enerji penetrasyonu nedeniyle:
- negatif elektrik fiyatları,
- güneş üretim fazlası,
- öğlen saatlerinde fiyat çöküşü,
- batarya yatırımı patlaması,
- elektrolizör projeleri
gibi gelişmeler yaşanmıştı.
Türkiye henüz o seviyede değil. Ancak sistem davranışı benzer bir yöne ilerlemeye başlıyor.
Doğalgaz santralleri neden zorlanıyor?
Türkiye’de elektrik piyasasının uzun yıllar boyunca ana fiyat belirleyicisi doğalgaz santralleriydi. Çünkü doğalgaz üretiminin marjinal maliyeti yüksekti ve sistemin dengeleyici unsuru olarak çalışıyordu.
Ancak bugün yenilenebilir üretimin artmasıyla birlikte doğalgaz santralleri birçok saatte piyasanın dışına itilmeye başladı.
Bu durum:
- düşük kapasite kullanım oranı,
- daha az çalışma saati,
- gelir dalgalanması
gibi sorunlar yaratıyor.
Özellikle sürekli çalışmak üzere tasarlanmış termik üretim modelleri yeni piyasa yapısında zorlanabilir.
Buna karşın esnek çalışabilen, hızlı devreye girip çıkabilen doğalgaz santralleri ilerleyen dönemde yeniden kritik hale gelebilir. Çünkü yüksek yenilenebilir sistemlerde esneklik giderek daha değerli hale geliyor.
Türkiye neden kritik bir eşiğe yaklaşıyor?
Bugüne kadar Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyeti konuşulurken çoğunlukla şu ifade kullanılıyordu:
“Türkiye’nin güneşi ve rüzgarı çok güçlü.”
Ancak bugün yeni bir aşamaya geçiliyor.
Artık mesele yalnızca yenilenebilir kaynak potansiyeli değil. Bazı saatlerde sistemin tüketebileceğinden fazla yenilenebilir üretim oluşmaya başlaması.
Bu çok önemli bir fark.
Çünkü fazla yenilenebilir üretim, yeni nesil enerji ekonomisinin temel hammaddesi olarak görülüyor.
Özellikle:
- batarya sistemleri,
- veri merkezleri,
- elektrikli araç şarj altyapıları,
- esnek sanayi tüketimi,
- yeşil hidrojen üretimi
bu fazla elektriği ekonomik değere dönüştürebilen sektörler arasında yer alıyor.
Yeşil hidrojenin en büyük maliyeti neden elektrik?
Yeşil hidrojen üretimi temel olarak elektroliz yöntemiyle yapılıyor. Elektrolizörler elektrik kullanarak suyu hidrojen ve oksijene ayırıyor.
Ancak burada kritik sorun şu:
Elektrolizörlerin en büyük maliyeti elektrik tüketimi.
Birçok projede toplam hidrojen üretim maliyetinin yüzde 60 ila yüzde 80’i elektrikten kaynaklanıyor.
Bu nedenle elektrik fiyatındaki değişim hidrojen ekonomisini doğrudan etkiliyor.
Örneğin:
- pahalı elektrikle üretilen hidrojen ekonomik olmuyor,
- düşük fiyatlı elektrik ise hidrojen maliyetini ciddi biçimde aşağı çekebiliyor.
İşte Türkiye’de oluşmaya başlayan düşük PTF saatleri bu nedenle kritik önem taşıyor.
Çünkü bazı saatlerde ortaya çıkan çok düşük fiyatlı elektrik, elektrolizörler için yeni bir ekonomik model yaratabilir.
“Esnek elektrolizör” dönemi başlayabilir
Hidrojen sektöründe uzun süre boyunca temel yaklaşım, elektrolizörlerin sürekli çalışması üzerine kuruluydu. Ancak Avrupa’da son yıllarda yeni bir model öne çıkmaya başladı.
Bu modelde elektrolizör:
- elektrik ucuzsa çalışıyor,
- pahalıysa duruyor,
- sistemdeki yenilenebilir fazlasını emiyor.
Yani hidrojen tesisi aynı zamanda şebeke dengeleme aracı haline geliyor.
Türkiye’de oluşmaya başlayan düşük öğlen fiyatları tam da bu modele uygun bir zemin yaratıyor.
Örneğin:
- öğlen saatlerinde düşük fiyatlı güneş elektriği kullanılarak hidrojen üretilebilir,
- akşam saatlerinde elektrolizör durabilir,
- böylece hem sistem dengelenir hem de düşük maliyetli hidrojen elde edilebilir.
Bu model özellikle:
- esnek çalışan elektrolizör teknolojileri,
- batarya destekli tesisler,
- hibrit yenilenebilir projeler
için büyük fırsat yaratabilir.
Türkiye neden avantajlı olabilir?
Türkiye’nin hidrojen konusunda en büyük avantajlarından biri yalnızca yenilenebilir kaynak potansiyeli değil. Aynı zamanda güçlü sanayi altyapısı.
Türkiye’de halihazırda:
- demir-çelik,
- gübre,
- rafineri,
- petrokimya,
- seramik,
- cam
gibi yüksek enerji tüketen sektörler bulunuyor.
Bu sektörlerin önemli bölümü gelecekte karbon baskısıyla karşı karşıya kalacak.
Özellikle Avrupa Birliği’nin:
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM),
- yeşil çelik politikaları,
- düşük karbonlu sanayi hedefleri
Türkiye için yeni bir baskı oluşturuyor.
Bu nedenle düşük maliyetli yeşil hidrojen üretimi yalnızca enerji sektörü açısından değil, ihracat sanayisi açısından da stratejik hale gelebilir.
Avrupa neden hidrojen arıyor?
Avrupa Birliği enerji dönüşümünü yalnızca elektrik üzerinden yürütmüyor. Çünkü bazı sektörlerde elektrifikasyon yeterli değil.
Özellikle:
- çelik,
- kimya,
- denizcilik,
- havacılık,
- gübre
gibi alanlarda hidrojen ve türev yakıtlar kritik görülüyor.
Ancak Avrupa’nın önemli bir bölümü:
- yeterli güneş potansiyeline sahip değil,
- elektrik maliyetleri yüksek,
- arazi maliyetleri pahalı.
Bu nedenle Avrupa, yakın coğrafyalardan hidrojen ve türev ürün tedarik etmeyi hedefliyor.
Türkiye burada avantajlı konuma gelebilir çünkü:
- Avrupa’ya yakın,
- güçlü sanayi altyapısına sahip,
- liman kapasitesi gelişmiş,
- yenilenebilir üretim hızla büyüyor,
- bazı saatlerde çok düşük elektrik fiyatları oluşmaya başlıyor.
Bu kombinasyon dikkat çekici.
Hangi sektörler ilk hareket edebilir?
Türkiye’de hidrojen dönüşümünün ilk aşamada bazı sektörlerde yoğunlaşması beklenebilir.
Gübre sanayi
Amonyak üretiminde bugün büyük ölçüde fosil bazlı hidrojen kullanılıyor. Yeşil hidrojen burada doğrudan dönüşüm fırsatı yaratabilir.
Rafineriler
Rafineri süreçlerinde yoğun hidrojen kullanılıyor. Düşük karbonlu hidrojen talebi bu alanda büyüyebilir.
Demir-çelik
Özellikle Avrupa’ya ihracat yapan üreticiler karbon baskısı nedeniyle yeşil hidrojen kullanımına yönelebilir.
Yeşil amonyak ve e-metanol
Denizcilik sektöründe alternatif yakıt arayışı sürerken Türkiye liman altyapısı nedeniyle üretim merkezi olabilir.
Sentetik havacılık yakıtı (SAF)
Uzun vadede Türkiye’nin güçlü havacılık ve turizm altyapısı bu alanı da önemli hale getirebilir.
Batarya mı hidrojen mi?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman “ikisi de”.
Bataryalar:
- kısa süreli depolamada,
- şebeke dengelemede,
- saatlik arbitrajda
çok güçlü.
Ancak hidrojen:
- uzun süreli depolama,
- sanayi hammaddesi,
- ihracat ürünü,
- ağır sanayi dönüşümü
gibi alanlarda farklı bir rol oynuyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin enerji dönüşümünde batarya ve hidrojenin birbirini tamamlayan iki unsur haline gelmesi mümkün.
Riskler ve engeller
Elbette fırsatın büyüklüğü kadar zorluklar da var.
Türkiye’nin önündeki temel sorunlar şöyle sıralanabilir:
- Elektrolizör maliyetleri hâlâ yüksek
- Finansman erişimi zor
- Hidrojen regülasyonları yeterince net değil
- Sertifikasyon altyapısı gelişme aşamasında
- Depolama yatırımları yetersiz
- Şebeke altyapısında güçlendirme ihtiyacı var
- Su kullanımı bazı bölgelerde sorun yaratabilir
Ayrıca düşük PTF saatlerinin sürekli hale gelip gelmeyeceği de kritik soru olacak.
Çünkü hidrojen yatırımları uzun vadeli fiyat görünürlüğü istiyor.
Türkiye enerji sisteminde yeni bir döneme mi giriyor?
Bugün elektrik piyasasında sorun gibi görünen sıfır fiyatlı saatler, aslında Türkiye enerji sisteminin yeni bir aşamaya geçtiğinin işareti olabilir.
Türkiye ilk kez:
- fazla yenilenebilir üretim,
- saatlik fiyat çöküşleri,
- esnek tüketim ihtiyacı,
- depolama gereksinimi,
- hidrojen ekonomisi potansiyeli
gibi yüksek yenilenebilir sistemlerin klasik sorunlarıyla karşılaşmaya başlıyor.
Bu durum kısa vadede piyasa oyuncuları için zorluk yaratabilir. Ancak doğru stratejiyle yönetildiğinde Türkiye için yeni bir sanayi dönüşümünün temelini de oluşturabilir.
Önümüzdeki yıllarda kritik soru şu olacak:
Türkiye fazla yenilenebilir elektriğini yalnızca ucuz elektrik olarak mı tüketecek, yoksa bunu hidrojen, amonyak, sentetik yakıt ve düşük karbonlu sanayiye dönüştürerek yeni bir ekonomik değere mi çevirecek?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin enerji dönüşümündeki konumunu da belirleyebilir.
2001'den bu yana haberci
Teknoloji Meraklısı
Lisans: İ.Ü.İşletme (İngilizce)
Akdeniz Üni. GSF.
Yüksek Lisans: Marmara Üni. İletişim Fk.
Mevsimlerden yazı, meyvelerden kirazı severim.


